Okur genellikle o metnin
artık şu ya da bu yazarın kendi dilinde yazılmış bir metin olmadığını, başka
bir kültür ortamında ister istemez farklı bir değer ve etki yaratacağını, yani,
kurabildiği kültürlerarası iletişimi çevirmene borçlu olduğunu unutuyor…
Çeviri kitaplar,
edebiyat ve kitap tanıtım dergilerinin ana malzemesi. Çeviri kitapların
olmadığı bir ortamı bir an için hayal edersek, kültür yayıncılığının ortasında
dev bir boşluk oluşacağını, kültürlerarası diyaloğun ani bir kesintiye
uğrayacağını görürürüz. Fakat kültürün en önemli aracısının çevirmenler olduğu
herkesçe bilindiği halde, çeviri metinler, sanki yazarları o metinleri Türkçe
yazmış gibi okunuyor. Çeviri okurları birbirleriyle okuma deneyimlerini
paylaşırken “şu yazarı okudun mu?” diye başlıyorlar söze; genellikle o metnin
artık şu ya da bu yazarın kendi dilinde yazılmış bir metin olmadığını, başka
bir kültür ortamında ister istemez farklı bir değer ve etki yaratacağını, yani,
kurabildikleri kültürlerarası iletişimi çevirmene borçlu olduklarını
unutuyorlar. Günlük sohbet düzeyinde hoşgörülebilecek bu unutkanlığın, çeviri
ürünleri okurlara taşıma ve tanıtma işlevi olan yayın organlarındaki kitap
eleştirileri ve tanıtımlarında da devam ediyor olması ciddi bir sorun. Kaynak
metinlerle çeviri metinleri özdeşleştirme alışkanlığı ya da önyargısının
çevirmenler açısından en olumsuz sonucu, çevirmen emeğinin yok sayılması.
Yayınevleri çevirmen emeğini mümkün olduğunca ucuza satın almaya çalışıyor. Çeviri
kitapları eleştirenler de çevirmenin adını anmayarak bu emeğin ucuzlamasına
katkıda bulunuyor. Bu yazıların ezici çoğunluğunda çevirmenin adının hiç
anılmaması bu durumun en somut ve çarpıcı göstergesi.
İşte böyle bir ortamda,
kitap çevirmenleri ÇEVBİR çatısı altında toplanarak maddi ve manevi talepleri
adına bir mücadele yürütmeye başladılar. Çeviri kitapları konu alan yazılarda
yazarların düşünce ve estetik dünyası yorumlanıp değerlendirilirken bu dünyanın
farklı bir kültür ortamında çevirmenler tarafından yeniden canlandırılıp
üretilmesi için gereken birikim, zaman, enerji ve yaratıcılığın da dikkate
alınması hiç kuşkusuz önemli bir katkı getirecektir. Bu yazılarda birkaç
satırda da olsa çevirmenin en azından varlığının ve adının anılması, dahası
yaptığı işin niteliğine dair değerlendirmelerin yapılması ve bu tür dergilerde
arada bir de olsa eleştiriden sadece hata avcılığını anlamayan, ‘iyi çeviri’nin
de hakkını veren çeviri eleştirilerinin yayınlanması bu yönde atılabilecek
adımlar arasında sayılabilir. Bu nedenle ÇEVBİR olarak edebiyat dergileri ve
kitap eklerinin editörlerinden, ‘başka’ kültürleri, fikirleri ve dünyaları
Türkçede yeniden yaratan çevirmenlerin emeklerini okurlara her fırsatta
hatırlatmalarını ve kendilerine yazı gönderen yazarlardan bu konuya hassasiyet
göstermelerini talep etmelerini umuyor ve bekliyoruz.
ÇEVBİR – Kitap Çevirmenleri
Meslek Birliği
Bu e-Posta adresi istek dışı postalardan korunmaktadır, görüntülüyebilmek için JavaScript etkinleştirilmelidir
Çevbir ve Bu Köşe Üzerine
Artık
eserlerimizin sahibi olmak istiyoruz, zira kanun karşısında “eser sahibi” kabul
ediliyor ve yargılanıyoruz!
Görünmez mahluklar
olan biz çevirmenler, yaşadığımız sorunların çoğunun bu görünmezlikten
kaynaklandığını anladığımızda bu derde en iyi derman olacak şeyin bir araya
gelmek, kendi aramızda ve başkalarıyla konuşmak olduğunu anladık. Önceleri
sadece bir e-posta grubunda konuşuyorduk. Sonra dertlerimizi okurlara anlatmak
için türlü medya kanallarına açıldık. En sonunda da bu dertlere çözüm getirecek
en iyi aracın bir meslek birliği olduğuna karar verip ÇEVBİR’i kurduk. Kitap
Çevirmenleri Meslek Birliği 2006 Haziranından beri çevirmenlerin her türlü
sorununa çözüm bulmaya çalışıyor, bu işi yaparken de hatırı sayılır başarılar
elde ediyor. Meslek içi dayanışmayı arttırmasının yanı sıra, çevirmenlik
mesleğinin gelişimi için de atölye çalışmaları ve sohbet toplantıları gibi
türlü faaliyetlerde bulunuyor.
Bu köşeyi
hazırlama fikri de ÇEVBİR içindeki bir grup çevirmenden çıktı. Burada yapmak
istediğimiz, çevirmen denen mahlukun hiç de görünmez olmadığını cümle aleme
duyurmaktır. Bazı yayıncılar tarafından kitap kapaklarına adı basılmayan, bazı
okurlar tarafından ilk sayfalarda adına bakılmayan, yaptıkları tanıtımlarda
bazı kitap eleştirmenleri tarafından adı hiç zikredilmeyen, bu sebeple de
gündelik hayatta mesleğini söylediğinde bir de açıklama yapmak zorunda kalan
çevirmenler olarak artık eserlerimizin sahibi olmak istiyoruz. Zira kanun
karşısında “eser sahibi” kabul ediliyor ve yargılanıyoruz.
Bu
sayfalarda, bize çeviri eleştirisi diye sunulan hata avcılığına karşı çeviri
eleştirisine yeni bir yaklaşım getirmeye çalışacağız. Sizinle çevirmenlerin her
türlü tecrübesini paylaşacağız. Çeviri kuramındaki gelişmeleri, tartışılan
konuları olabildiğince aktarmaya, çeviri dünyasından haberler vermeye, hülasa
çeviriye dair her şeye dokunmaya çalışacağız. Okuyan ve yazan herkes için keyifli
olması dilekleriyle.
Çevirmen mi? O da ne?
Doktor ya da mühendis
olduğunuzu söylediğinizde kimsenin yüzünüze boş boş baktığını görmezsiniz, ama
çevirmen olduğunuzu söylediğinizde işler değişir. Ne yaptığınızı açıklamak için
en az iki cümle daha sarfetmeniz gerekir. Mesleklerini söylediklerinde
başlarına gelenleri çevirmenlerden dinleyelim.
Gül Çökmez:
Oğlumun veli
toplantısına gitmiştim. Bir veli, yaptığı çok güzel takıları satıyordu. Ben de
ilgilendim. Sohbet ilerledi, o da bana ne iş yaptığımı sordu.
“Çeviri yapıyorum,”
dedim.
Kadın, öylece baktı
bana, ben anlaşılmamanın verdiği sıkıntıyla,
“Ne olduğunu biliyor
musunuz?” dedim. Anlaşılan, kafasında "çeviri nedir?"e dair hiçbir
fikir yoktu, kestirip attı: ”Kalemkutu falan mı çeviriyorsunuz?”
İnanamadım, ama şaka
yapmıyordu. Belki de çeviri değil de, "İngilizce'den Türkçe'ye
tercüme" demeliydim. Ne değişirdi, bilemem. Tek hatırladığım, oradan hızla
uzaklaşmamdı. Artık "çeviri yapıyorum" demiyorum, kalemkutu
çevirmektense (nasıl bir işse?!), uzun uzun açıklamayı göze alıyorum. Daha
önceden uzman bankacıydım, ordan kurtarıyorum, önce "bankacıyım"
diyorum, sonra ürkütmeden, "artık tercüme yapıyorum" diyorum. Ama her
halükârda bu işin hobi olduğu sanılıyor.
Şenay İdalı:
Benzer yanlış anlaşılmaları
sık sık yaşıyorum. Sanırım çok arka planda kalıyoruz ve topluma tanıtım
yetersiz. Hele internet üzerinde ve de evden çalıştığınızı söylediğinizde
insanlar (ailem ve arkadaşlarım bile!) uzaydan gelmişim gibi bakıyorlar. Bu
nedenle hayatım boyunca sadece onların anlayabileceği işleri yan iş olarak
sıkıştırdım hep tercümenin yanına... ki dostlar iş başında görsün! Kimse
tercümeden para kazanılabileceğine ve bunun tek başına bir meslek olabileceğine
inanmıyor gördüğüm kadarıyla. Bu nedenle İngilizce öğretmenliği, ithalat departmanı
bağlantıları vs vs, gözlerine görülecek işler yapıyorum ki, çalışıyor desinler!
Atilla Dirim:
Doğrusu ben ne iş
yaptığımı soranlara, kendimce bir anlayış analizi yaptıktan sonra, sonuçlara
göre "kitap işi yapıyorum" demeyi tercih ediyorum; bu, biraz daha
makul bir kabul sağlıyor...Çevirmenlerin bu konudaki tecrübelerinin sonu gelmez
sanırım... Bundan birkaç yıl önce, mezunu olduğum Hacettepe Üniversitesi’nin
Mezunlar Derneği'ne üye olmaya niyetlenmiştim. Derneğin internet sitesinde
üyelik için doldurulması gereken kayıt-bilgi formunda, iş kategorisi ve iş
pozisyonu olarak belirtilen onlarca kategori ve pozisyon arasında cumhurbaşkanı
ve cumhurbaşkanı genel sekreteri gibi birer kişilik pozisyonları görmeme
rağmen, "çeviri", "çevirmen", "yayıncı",
"kitapçı" vb. başlıklardan birine bile tüm aramalarıma rağmen rastlayamadım.
Bünyesinde pek çok filoloji ve mütercim tercümanlık bölümleri bulunduran Hacettepe
Üniversitesi Mezunlar Derneği'nin bu meslek dallarını ve
"pozisyonları"nı yok farz ettiği ya da "diğer" başlığı
altında sınıflandırılmasını uygun gördüğü tespitinde bulunduktan sonra, derneğe
kaydolmaktan vazgeçtim.
Hayrullah Doğan:
Bir defasında bir iş
görüşmesi için Sabancı Üniversitesi Kütüphanesi'ne gitmiştim. Bir CV hazırlayıp
yaptığım bütün çeviri işlerini yazmıştım. Adam CV'me bakıp "Bugüne kadar
hiçbir iş yapmamışsın!" demişti.
Aslı Biçen:
Anneannem ölene kadar
çeviri onun için “ders”ti, bir süre sonra “iş” diye düzeltmeyi bırakmıştım. Ne
zaman işimi yapmak için bilgisayarın başına gitsem ders çalışmaya mı gidiyorsun
diye sorardı. Annem günün birinde sigortasız olduğum için duyduğu endişeyle Bağkur’dan
bilgi edinmeye gittiğinde anneannemin ne kadar haklı olduğu ortaya çıktı. Zira
“çevirmen” diye bir kategori yokmuş. Anneme, “ev kadını” olarak kabul
edilebileceğimi söylemişler. Hâlâ emeklilik hakkım ve sağlık sigortam yok ama
çevirmenim dediğimde yüzüme boş boş bakan insanlar için hazır tuttuğum bir iki
cümlelik açıklamam var.
Aynı Yolun Yolcuları
İkisi de dünyanın yükünü
taşır sırtında. Kendine ait olmayan bu şeyleri bir yerden bir diğerine
aktarır... Çevirmenlik kamyon şoförlüğüdür efendim!
Çevirmenlik, kamyon şoförlüğüdür efendim. Dünyada
birbirine bu kadar uzak görünüp bu kadar benzeyen iki meslek daha yoktur. Bir
kere her şeyden önce her ikisi de yalnızdır işinde. Bir işi alırken görür işin
sahibini bir de işi teslim ederken, kamyoncu da çevirmen de. İkisi de oturduğu
yerden çalışır. Hem de ne oturmak. Bazen öyle bir anda farkına varır ki ne
kadar zamandır orada oturduğunun, kaç saattir uyumadığının; işte o an bir kez
daha yaklaştırır bu iki mesleği birbirine. Çevirmen de kamyon şoförü de saatlerce gözünü ayırmadan bakar önünde uzayıp
giden saatlere. Birinin ellerinin altında bir enigma gibi yatan klavye,
diğerinin ise koca direksiyon gözlerini önlerine dikip seyrederler; biri yolu,
biri monitörü.
İkisi de işten sayılmaz halk içinde. Birine derler ki,
"aman topu topu bir direksiyon, bir vites, üç de pedal; oturduğun yerden
para kazanmak iş mi", ötekine de "oturduğun yerden, home'a ev
de ev'e home, gelsin paralar". Genellikle de bu iki meslekten
birini yaptığını söylemek cesaret ister uluorta. İkisini de anneler-babalar
evlatlarının meslekleriyle övünebilecek kadar yüksek sesle söyleyemezler
sağda-solda. Yalnızdır çevirmen, tıpkı kamyon şoförü gibi. Günlerini gecelerini yapayalnız
geçirir. Öyle ki insan içine karıştığında bile ne yapacağını kestiremez
genellikle. Çünkü onun günlük hayatında gördüğü insanlar çok büyük çoğunlukla
yalnızca meslektaşlarıdır. Gecesi gündüzü de yoktur her ikisinin de. Bazen gündüz vakti oturduğunda işinin
başına öyle bir anda farkına varır ki ne kadar zamandır yolda olduğunun, gün
yeniden ağarmıştır bile. Düz yol sıkar ikisini de, uykusunu getirir belki de. O
yüzden severler dönemeçleri, yokuşları, inişleri, afili hareketleri arada bir. İş kıyafeti, üniforma gibi dertleri yoktur her iki işin de. İstenirse
pijamalarla, don gömlek bile yapılabilir. Ne patron bekler başında, ne amire
hesap verilir. Herkes işin zamanında ve eksiksiz olarak teslim edilip
edilmediğiyle ilgilenir çünkü her iki meslekte de. Hem çevirmenin hem de kamyon şoförünün yaptığı iş başlıbaşına bir hobidir de
aslında. Biri istemese de ne çok kitap okur, ne çok şey öğrenir umrunda olmasa
bile. Ve diğeri ne çok yer gezer, gezesi olmasa da, ilgisini çekmese de. Hani
çok okuyan mı bilir çok gezen mi derler ya, bahsedilenler çevirmenler ile
kamyon şoförleridir ihtimal. Biri çok okur bilir, biri çok gezer bilir. Üstelik
de para öderler bu hobileri için her ikisine de. Ama parayı kendi istediğini okusun, gönlünün çektiği yere gitsin diye ödemezler
genelde. Zaten her iki meslekte de işverene anlam vermek güçtür biraz. Çünkü
her ikisi de merak eder genellikle, bu kadar şey ne işine yarayacak bu
insanların diye. Sözün özü, her ikisi de dünyanın yükünü taşırlar sırtlarında. Kendilerine ait
olmayan bu şeyleri bir yerden bir diğerine aktarırlar. Bir ortak yanları daha
vardır. Kamyon kullanmak her babayiğidin harcı değildir elbette.
Mahir Ünsal Eriş
Ünlü Harf
Mor ve Ötesi’nin
vokalisti Harun Tekin’e sorduk:
Son okuduğunuz çeviri kitap hangisi?
Marx @ 2000 – Geç
Marksist Perspektifler, (c) 2003, Kitap Yayınevi. Yazarı Ronaldo Munck,
çevirmeni Yalçın Yusufoğlu.
Çeviri kitap okurken çevirmene dikkat eder misiniz?
Çevirinin kalitesine
dikkat ederim, ama çevirene özel olarak bakmam.
Herhangi bir çeviri kitabı sevmenizde çevirmenin de rolü olduğu aklınıza
gelir mi/gelmiş miydi hiç?
Tabii. Mesela Iain
Banks’in “Espedair Street” adlı romanının “Rock Laneti” adlı Türkçe çevirisi
(Aysun Babacan) mükemmeldi ve kitapla aramda özel bir bağ kurulmasında çok etkili
oldu.
“Ulusal edebiyatları yazarlar, dünya edebiyatını
çevirmenler yaratır."
Saramago
HABERLER
ÇEVBİR
söyleşileri
ÇEVBİR’in Can Yayınevi Toplantı Salonu’nda
gerçekleştirdiği toplantıların yeni dönemi başladı.
16.10.07: “Edebiyatçı Olarak
Çevirmen Ataol Behramoğlu ve Çevirileri” - Ataol Behramoğlu’yla Sabri Gürses
söyleşti.
02.11.07: Mahir Ünsal Eriş
"Türkiye'nin Dilleri" başlıklı bir sunum gerçekleştirdi.
27.11.07: Cemal Demircioğlu “Osmanlı Kültüründe Çeviri Tarihini
Araştırmak” başlıklı bir sunum gerçekleştirdi.
Aralık ayında bu toplantılar "Mevlana
Çevirileri", "Çizgi Roman Çevirileri”, "Klasik Çevirileri",
"Şiir Çevirisi" gibi başlıklarla devam edecek.
Star’ın
kampanyasında soru işaretleri
Star gazetesi Kasım başında bir 100 Temel Eser kampanyası
başlattı. İçeriği, M.E.B. tarafından tavsiye edilen 100 Temel Eser arasından
seçilmiş, ilk ve orta öğretime yönelik 79 kitap olan bu kampanyanın büyük
kısmını çeviri kitaplar oluşturuyor. Fakat bu kampanyanın Kasım ayı içindeki
tanıtımı sırasında, birçok ünlü yazar, sanatçı ve işadamının görüşü alındığı
halde, herhangi bir çevirmenin görüşü alınmadı. 26. Tüyap Kitap Fuarı’nda da
tanıtımı yapılan kampanyanın bir örneğini incelediğimizde, kitaplarda çevirmen
isminin yer almadığını gördük. ÇEVBİR olarak bu kampanyada kimlerin çeviri
yaptığının, hangi çevirilerden yararlanıldığının açıklanmasını bekliyoruz.