Çevirmenler Meslek Birliği

Çevirmenler Meslek Birliği

Birinci Sayı


Çevirmenin Adı Yok

Okur genellikle o metnin artık şu ya da bu yazarın kendi dilinde yazılmış bir metin olmadığını, başka bir kültür ortamında ister istemez farklı bir değer ve etki yaratacağını, yani, kurabildiği kültürlerarası iletişimi çevirmene borçlu olduğunu unutuyor…

Çeviri kitaplar, edebiyat ve kitap tanıtım dergilerinin ana malzemesi. Çeviri kitapların olmadığı bir ortamı bir an için hayal edersek, kültür yayıncılığının ortasında dev bir boşluk oluşacağını, kültürlerarası diyaloğun ani bir kesintiye uğrayacağını görürürüz. Fakat kültürün en önemli aracısının çevirmenler olduğu herkesçe bilindiği halde, çeviri metinler, sanki yazarları o metinleri Türkçe yazmış gibi okunuyor. Çeviri okurları birbirleriyle okuma deneyimlerini paylaşırken “şu yazarı okudun mu?” diye başlıyorlar söze; genellikle o metnin artık şu ya da bu yazarın kendi dilinde yazılmış bir metin olmadığını, başka bir kültür ortamında ister istemez farklı bir değer ve etki yaratacağını, yani, kurabildikleri kültürlerarası iletişimi çevirmene borçlu olduklarını unutuyorlar. Günlük sohbet düzeyinde hoşgörülebilecek bu unutkanlığın, çeviri ürünleri okurlara taşıma ve tanıtma işlevi olan yayın organlarındaki kitap eleştirileri ve tanıtımlarında da devam ediyor olması ciddi bir sorun. Kaynak metinlerle çeviri metinleri özdeşleştirme alışkanlığı ya da önyargısının çevirmenler açısından en olumsuz sonucu, çevirmen emeğinin yok sayılması. Yayınevleri çevirmen emeğini mümkün olduğunca ucuza satın almaya çalışıyor. Çeviri kitapları eleştirenler de çevirmenin adını anmayarak bu emeğin ucuzlamasına katkıda bulunuyor. Bu yazıların ezici çoğunluğunda çevirmenin adının hiç anılmaması bu durumun en somut ve çarpıcı göstergesi.

İşte böyle bir ortamda, kitap çevirmenleri ÇEVBİR çatısı altında toplanarak maddi ve manevi talepleri adına bir mücadele yürütmeye başladılar. Çeviri kitapları konu alan yazılarda yazarların düşünce ve estetik dünyası yorumlanıp değerlendirilirken bu dünyanın farklı bir kültür ortamında çevirmenler tarafından yeniden canlandırılıp üretilmesi için gereken birikim, zaman, enerji ve yaratıcılığın da dikkate alınması hiç kuşkusuz önemli bir katkı getirecektir. Bu yazılarda birkaç satırda da olsa çevirmenin en azından varlığının ve adının anılması, dahası yaptığı işin niteliğine dair değerlendirmelerin yapılması ve bu tür dergilerde arada bir de olsa eleştiriden sadece hata avcılığını anlamayan, ‘iyi çeviri’nin de hakkını veren çeviri eleştirilerinin yayınlanması bu yönde atılabilecek adımlar arasında sayılabilir. Bu nedenle ÇEVBİR olarak edebiyat dergileri ve kitap eklerinin editörlerinden, ‘başka’ kültürleri, fikirleri ve dünyaları Türkçede yeniden yaratan çevirmenlerin emeklerini okurlara her fırsatta hatırlatmalarını ve kendilerine yazı gönderen yazarlardan bu konuya hassasiyet göstermelerini talep etmelerini umuyor ve bekliyoruz.

ÇEVBİR – Kitap Çevirmenleri Meslek Birliği

Bu e-Posta adresi istek dışı postalardan korunmaktadır, görüntülüyebilmek için JavaScript etkinleştirilmelidir

 
Çevbir ve Bu Köşe Üzerine

Artık eserlerimizin sahibi olmak istiyoruz, zira kanun karşısında “eser sahibi” kabul ediliyor ve yargılanıyoruz!

Görünmez mahluklar olan biz çevirmenler, yaşadığımız sorunların çoğunun bu görünmezlikten kaynaklandığını anladığımızda bu derde en iyi derman olacak şeyin bir araya gelmek, kendi aramızda ve başkalarıyla konuşmak olduğunu anladık. Önceleri sadece bir e-posta grubunda konuşuyorduk. Sonra dertlerimizi okurlara anlatmak için türlü medya kanallarına açıldık. En sonunda da bu dertlere çözüm getirecek en iyi aracın bir meslek birliği olduğuna karar verip ÇEVBİR’i kurduk. Kitap Çevirmenleri Meslek Birliği 2006 Haziranından beri çevirmenlerin her türlü sorununa çözüm bulmaya çalışıyor, bu işi yaparken de hatırı sayılır başarılar elde ediyor. Meslek içi dayanışmayı arttırmasının yanı sıra, çevirmenlik mesleğinin gelişimi için de atölye çalışmaları ve sohbet toplantıları gibi türlü faaliyetlerde bulunuyor.

Bu köşeyi hazırlama fikri de ÇEVBİR içindeki bir grup çevirmenden çıktı. Burada yapmak istediğimiz, çevirmen denen mahlukun hiç de görünmez olmadığını cümle aleme duyurmaktır. Bazı yayıncılar tarafından kitap kapaklarına adı basılmayan, bazı okurlar tarafından ilk sayfalarda adına bakılmayan, yaptıkları tanıtımlarda bazı kitap eleştirmenleri tarafından adı hiç zikredilmeyen, bu sebeple de gündelik hayatta mesleğini söylediğinde bir de açıklama yapmak zorunda kalan çevirmenler olarak artık eserlerimizin sahibi olmak istiyoruz. Zira kanun karşısında “eser sahibi” kabul ediliyor ve yargılanıyoruz.

Bu sayfalarda, bize çeviri eleştirisi diye sunulan hata avcılığına karşı çeviri eleştirisine yeni bir yaklaşım getirmeye çalışacağız. Sizinle çevirmenlerin her türlü tecrübesini paylaşacağız. Çeviri kuramındaki gelişmeleri, tartışılan konuları olabildiğince aktarmaya, çeviri dünyasından haberler vermeye, hülasa çeviriye dair her şeye dokunmaya çalışacağız. Okuyan ve yazan herkes için keyifli olması dilekleriyle.

 
Çevirmen mi? O da ne?

Doktor ya da mühendis olduğunuzu söylediğinizde kimsenin yüzünüze boş boş baktığını görmezsiniz, ama çevirmen olduğunuzu söylediğinizde işler değişir. Ne yaptığınızı açıklamak için en az iki cümle daha sarfetmeniz gerekir. Mesleklerini söylediklerinde başlarına gelenleri çevirmenlerden dinleyelim.

Gül Çökmez:

Oğlumun veli toplantısına gitmiştim. Bir veli, yaptığı çok güzel takıları satıyordu. Ben de ilgilendim. Sohbet ilerledi, o da bana ne iş yaptığımı sordu.

“Çeviri yapıyorum,” dedim.

Kadın, öylece baktı bana, ben anlaşılmamanın verdiği sıkıntıyla,

“Ne olduğunu biliyor musunuz?” dedim. Anlaşılan, kafasında "çeviri nedir?"e dair hiçbir fikir yoktu, kestirip attı:
”Kalemkutu falan mı çeviriyorsunuz?”

İnanamadım, ama şaka yapmıyordu. Belki de çeviri değil de, "İngilizce'den Türkçe'ye tercüme" demeliydim. Ne değişirdi, bilemem. Tek hatırladığım, oradan hızla uzaklaşmamdı. Artık "çeviri yapıyorum" demiyorum, kalemkutu çevirmektense (nasıl bir işse?!), uzun uzun açıklamayı göze alıyorum. Daha önceden uzman bankacıydım, ordan kurtarıyorum, önce "bankacıyım" diyorum, sonra ürkütmeden, "artık tercüme yapıyorum" diyorum. Ama her halükârda bu işin hobi olduğu sanılıyor.

Şenay İdalı:

Benzer yanlış anlaşılmaları sık sık yaşıyorum. Sanırım çok arka planda kalıyoruz ve topluma tanıtım yetersiz. Hele internet üzerinde ve de evden çalıştığınızı söylediğinizde insanlar (ailem ve arkadaşlarım bile!) uzaydan gelmişim gibi bakıyorlar. Bu nedenle hayatım boyunca sadece onların anlayabileceği işleri yan iş olarak sıkıştırdım hep tercümenin yanına... ki dostlar iş başında görsün! Kimse tercümeden para kazanılabileceğine ve bunun tek başına bir meslek olabileceğine inanmıyor gördüğüm kadarıyla. Bu nedenle İngilizce öğretmenliği, ithalat departmanı bağlantıları vs vs, gözlerine görülecek işler yapıyorum ki, çalışıyor desinler!

Atilla Dirim:

Doğrusu ben ne iş yaptığımı soranlara, kendimce bir anlayış analizi yaptıktan sonra, sonuçlara göre "kitap işi yapıyorum" demeyi tercih ediyorum; bu, biraz daha makul bir kabul sağlıyor...Çevirmenlerin bu konudaki tecrübelerinin sonu gelmez sanırım... Bundan birkaç yıl önce, mezunu olduğum Hacettepe Üniversitesi’nin Mezunlar Derneği'ne üye olmaya niyetlenmiştim. Derneğin internet sitesinde üyelik için doldurulması gereken kayıt-bilgi formunda, iş kategorisi ve iş pozisyonu olarak belirtilen onlarca kategori ve pozisyon arasında cumhurbaşkanı ve cumhurbaşkanı genel sekreteri gibi birer kişilik pozisyonları görmeme rağmen, "çeviri", "çevirmen", "yayıncı", "kitapçı" vb. başlıklardan birine bile tüm aramalarıma rağmen rastlayamadım. Bünyesinde pek çok filoloji ve mütercim tercümanlık bölümleri bulunduran Hacettepe Üniversitesi Mezunlar Derneği'nin bu meslek dallarını ve "pozisyonları"nı yok farz ettiği ya da "diğer" başlığı altında sınıflandırılmasını uygun gördüğü tespitinde bulunduktan sonra, derneğe kaydolmaktan vazgeçtim.

Hayrullah Doğan:

Bir defasında bir iş görüşmesi için Sabancı Üniversitesi Kütüphanesi'ne gitmiştim. Bir CV hazırlayıp yaptığım bütün çeviri işlerini yazmıştım. Adam CV'me bakıp "Bugüne kadar hiçbir iş yapmamışsın!" demişti.

Aslı Biçen:

Anneannem ölene kadar çeviri onun için “ders”ti, bir süre sonra “iş” diye düzeltmeyi bırakmıştım. Ne zaman işimi yapmak için bilgisayarın başına gitsem ders çalışmaya mı gidiyorsun diye sorardı. Annem günün birinde sigortasız olduğum için duyduğu endişeyle Bağkur’dan bilgi edinmeye gittiğinde anneannemin ne kadar haklı olduğu ortaya çıktı. Zira “çevirmen” diye bir kategori yokmuş. Anneme, “ev kadını” olarak kabul edilebileceğimi söylemişler. Hâlâ emeklilik hakkım ve sağlık sigortam yok ama çevirmenim dediğimde yüzüme boş boş bakan insanlar için hazır tuttuğum bir iki cümlelik açıklamam var.

 
Aynı Yolun Yolcuları

İkisi de dünyanın yükünü taşır sırtında. Kendine ait olmayan bu şeyleri bir yerden bir diğerine aktarır... Çevirmenlik kamyon şoförlüğüdür efendim!

Çevirmenlik, kamyon şoförlüğüdür efendim. Dünyada birbirine bu kadar uzak görünüp bu kadar benzeyen iki meslek daha yoktur. Bir kere her şeyden önce her ikisi de yalnızdır işinde. Bir işi alırken görür işin sahibini bir de işi teslim ederken, kamyoncu da çevirmen de. İkisi de oturduğu yerden çalışır. Hem de ne oturmak. Bazen öyle bir anda farkına varır ki ne kadar zamandır orada oturduğunun, kaç saattir uyumadığının; işte o an bir kez daha yaklaştırır bu iki mesleği birbirine.
Çevirmen de kamyon şoförü de saatlerce gözünü ayırmadan bakar önünde uzayıp giden saatlere. Birinin ellerinin altında bir enigma gibi yatan klavye, diğerinin ise koca direksiyon gözlerini önlerine dikip seyrederler; biri yolu, biri monitörü.

İkisi de işten sayılmaz halk içinde. Birine derler ki, "aman topu topu bir direksiyon, bir vites, üç de pedal; oturduğun yerden para kazanmak iş mi", ötekine de "oturduğun yerden, home'a ev de ev'e home, gelsin paralar". Genellikle de bu iki meslekten birini yaptığını söylemek cesaret ister uluorta. İkisini de anneler-babalar evlatlarının meslekleriyle övünebilecek kadar yüksek sesle söyleyemezler sağda-solda.
Yalnızdır çevirmen, tıpkı kamyon şoförü gibi. Günlerini gecelerini yapayalnız geçirir. Öyle ki insan içine karıştığında bile ne yapacağını kestiremez genellikle. Çünkü onun günlük hayatında gördüğü insanlar çok büyük çoğunlukla yalnızca meslektaşlarıdır.
Gecesi gündüzü de yoktur her ikisinin de. Bazen gündüz vakti oturduğunda işinin başına öyle bir anda farkına varır ki ne kadar zamandır yolda olduğunun, gün yeniden ağarmıştır bile. Düz yol sıkar ikisini de, uykusunu getirir belki de. O yüzden severler dönemeçleri, yokuşları, inişleri, afili hareketleri arada bir.
İş kıyafeti, üniforma gibi dertleri yoktur her iki işin de. İstenirse pijamalarla, don gömlek bile yapılabilir. Ne patron bekler başında, ne amire hesap verilir. Herkes işin zamanında ve eksiksiz olarak teslim edilip edilmediğiyle ilgilenir çünkü her iki meslekte de.
Hem çevirmenin hem de kamyon şoförünün yaptığı iş başlıbaşına bir hobidir de aslında. Biri istemese de ne çok kitap okur, ne çok şey öğrenir umrunda olmasa bile. Ve diğeri ne çok yer gezer, gezesi olmasa da, ilgisini çekmese de. Hani çok okuyan mı bilir çok gezen mi derler ya, bahsedilenler çevirmenler ile kamyon şoförleridir ihtimal. Biri çok okur bilir, biri çok gezer bilir. Üstelik de para öderler bu hobileri için her ikisine de.
Ama parayı kendi istediğini okusun, gönlünün çektiği yere gitsin diye ödemezler genelde. Zaten her iki meslekte de işverene anlam vermek güçtür biraz. Çünkü her ikisi de merak eder genellikle, bu kadar şey ne işine yarayacak bu insanların diye.
Sözün özü, her ikisi de dünyanın yükünü taşırlar sırtlarında. Kendilerine ait olmayan bu şeyleri bir yerden bir diğerine aktarırlar. Bir ortak yanları daha vardır. Kamyon kullanmak her babayiğidin harcı değildir elbette.

Mahir Ünsal Eriş

 
Ünlü Harf

Mor ve Ötesi’nin vokalisti Harun Tekin’e sorduk:

Son okuduğunuz çeviri kitap hangisi?

Marx @ 2000 – Geç Marksist Perspektifler, (c) 2003, Kitap Yayınevi. Yazarı Ronaldo Munck, çevirmeni Yalçın Yusufoğlu.

Çeviri kitap okurken çevirmene dikkat eder misiniz?

Çevirinin kalitesine dikkat ederim, ama çevirene özel olarak bakmam.

Herhangi bir çeviri kitabı sevmenizde çevirmenin de rolü olduğu aklınıza gelir mi/gelmiş miydi hiç?

Tabii. Mesela Iain Banks’in “Espedair Street” adlı romanının “Rock Laneti” adlı Türkçe çevirisi (Aysun Babacan) mükemmeldi ve kitapla aramda özel bir bağ kurulmasında çok etkili oldu.

“Ulusal edebiyatları yazarlar, dünya edebiyatını çevirmenler yaratır."

Saramago
 
HABERLER

ÇEVBİR söyleşileri

ÇEVBİR’in Can Yayınevi Toplantı Salonu’nda gerçekleştirdiği toplantıların yeni dönemi başladı.

16.10.07: “Edebiyatçı Olarak Çevirmen Ataol Behramoğlu ve Çevirileri” - Ataol Behramoğlu’yla Sabri Gürses söyleşti.

02.11.07: Mahir Ünsal Eriş "Türkiye'nin Dilleri" başlıklı bir sunum gerçekleştirdi.

13.11.07: "Yayınevleri Çevirmenlerden Ne Bekliyor?" - Raşit Çavaş (Yapı ve Kredi Yayınları), Müge Gürsoy Sökmen (Metis Yayınları), Celal Üster (Can Yayınları).

27.11.07: Cemal Demircioğlu “Osmanlı Kültüründe Çeviri Tarihini Araştırmak” başlıklı bir sunum gerçekleştirdi.

Aralık ayında bu toplantılar "Mevlana Çevirileri", "Çizgi Roman Çevirileri”, "Klasik Çevirileri", "Şiir Çevirisi" gibi başlıklarla devam edecek.

Star’ın kampanyasında soru işaretleri

Star gazetesi Kasım başında bir 100 Temel Eser kampanyası başlattı. İçeriği, M.E.B. tarafından tavsiye edilen 100 Temel Eser arasından seçilmiş, ilk ve orta öğretime yönelik 79 kitap olan bu kampanyanın büyük kısmını çeviri kitaplar oluşturuyor. Fakat bu kampanyanın Kasım ayı içindeki tanıtımı sırasında, birçok ünlü yazar, sanatçı ve işadamının görüşü alındığı halde, herhangi bir çevirmenin görüşü alınmadı. 26. Tüyap Kitap Fuarı’nda da tanıtımı yapılan kampanyanın bir örneğini incelediğimizde, kitaplarda çevirmen isminin yer almadığını gördük. ÇEVBİR olarak bu kampanyada kimlerin çeviri yaptığının, hangi çevirilerden yararlanıldığının açıklanmasını bekliyoruz.

 


 
Joomla 1.5 Templates by Joomlashack