|
İSTANBUL – Kitap Çevirmenleri Meslek Birliği’nin de (ÇEVBİR) aralarında bulunduğu 122 sivil toplum örgütü ve 20.000 yurttaş, Helsinki Yurttaşlar Derneği, İnsan Hakları Derneği, Mazlumder ve Uluslararası Af Örgütü Türkiye Şubesi’nin bir araya gelerek kurduğu İnsan Hakları Ortak Platformu’nun başlattığı Düşünce Özgürlüğü Kampanyası’na imzalarıyla destek oldu. Kasım 2006 tarihinde başlatılan kampanya ile, ifade özgürlüğü açısından kabul edilemez sonuçlar yaratan ve toplumsal barışı tehdit eden olaylara zemin hazırlayan Türk Ceza Kanunu’nun 301. maddesinin yürürlükten kaldırılması ve ifade özgürlüğünün güvence altına alınması amaçlanmakta. Kampanyanın başlatılmasından çok kısa bir süre sonra, söz konusu madde uyarınca yargılanan Hrant Dink’in haksız kışkırtmalar sonucu öldürülmesi, 301’in ülkenin demokratikleşmesi ve iç barışın sağlanmasının önünde engel teşkil ettiği yönündeki kaygıların ciddiye alınması gerektiğini vahim bir şekilde gözler önüne serdi. Destek olan örgüt ve yurttaşların da verdiği güç ile bu maddenin yürürlükten tamamen kaldırılması gerektiğini savunan İnsan Hakları Ortak Platformu, 9 Şubat 2007 tarihinde TBMM önünde yaptığı açıklamayla yasa değişikliği önerisini kamuoyuyla paylaştı ve ifade özgürlüğünün demokratik toplumun temelini oluşturduğunu, başta 301. madde olmak üzere bu özgürlüğün önündeki bütün engellerin kaldırılması gerektiğini belirtti.
Kampanyayla ilgili gelişmeleri http://www.hyd.org.tr/ adresinden takip edebilirsiniz.
DİLEKÇE METNİ
TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ BAŞKANLIĞINA
Türk Ceza Kanununda Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanun Teklifimiz gerekçesi ile birlikte ekte sunulmuştur.
Gereğini saygılarımızla arz ederiz.
……………………… ………………………. …………………
………… Milletvekili …………… Milletvekili …….. Milletvekili
……………………… ………………………. …………………
………… Milletvekili …………… Milletvekili …….. Milletvekili
……………………… ………………………. …………………
………… Milletvekili …………… Milletvekili …….. Milletvekili
GENEL GEREKÇE
Türk Ceza Kanununun, yürürlüğe girdiği 1 Haziran 200t tarihinden bu yana, birçok maddesi tartışma konusu olmuştur. Bunların içinde, eski Türk Ceza Kanununun 159. maddesinde düzenlenen Türklüğü, Cumhuriyeti, Anayasal kurum ve kuruluşları tahkir olarak tanımlanan suç en başta yer almaktadır. 1 Haziran 2005 tarihinde yürürlüğe giren Türk Ceza Kanununun 301. maddesinde hemen hemen önceki kanun ile aynı şekilde düzenlenen bu suç tipine ilişkin tarihsel gelişim incelendiğinde şöyle bir tablo ile karşılaşılmıştır.
Bu maddede düzenlenen suç ile korunmak istenen hukuki değer, maddede belirtilen anayasal kuruluşların prestijleri ve saygınlıklarıdır. Günümüzde insan hak ve özgürlüklerinin temeli sayılan ifade özgürlüğü ile bu suç tipi arasında çok ince bir çizgi olması ve yasayı yorumlayan, uygulayan kimsenin subjektif algı ve değerlendirmesine göre aynı nitelikteki görüş açıklamalarının bazen ifade özgürlüğü kapsamında değerlendirilip, bazen tahkir kapsamında görülebilmesi, farklı uygulamalara neden olmuştur. Ceza hukuku öğretisinde de yoğun bir şekilde tartışılan ve birçok hukukçu tarafından “suçta kanunilik” ilkesine uygun olmadığı söylenen bu suç tipinin toplumsal bir ihtiyacı karşılayıp karşılamadığı da tartışma konusu olmuştur.
301. maddede düzenlenen suçun genellikle basın-yayın aracılığıyla işlenen bir suç olduğu kuşkusuzdur. Bu nedenle, çoğunlukla eleştiri amacıyla yazılan ya da söylenen ve demokratik bir toplumda ifade özgürlüğü çerçevesinde değerlendirilmesi ve kabul edilmesi gereken görüşler nedeniyle, mahkemelerden farklı kararlar çıkması toplumsal barışı bozucu sonuçlara yol açmıştır.
1986 – 2006 yılları arasındaki adli istatistikler incelendiğinde görüleceği üzere, ülkemizde Cumhuriyet Savcılıkları tarafından açılan ceza davalarının onbinde biri ile onbinde ikisini oluşturan bu suç tipinin Türk Ceza Kanununda yer almasının, artık bir yararının kalmadığı anlaşılmaktadır.
Öte yandan, bu suç tipini ihlal ettiği iddiasıyla yargılanan kimselerin, yöneltilen suçlama nedeniyle daha yargılama aşamasında, toplumun bazı kesimlerinin kabul edilemez tepkilerine hedef olduğu; maddenin, çağdaş ve demokratik bir toplumda kabul edilemez linç kalkışmaları için zemin hazırladığı görülmüştür. Hatta, hukukçular tarafından tartışılmakta olan bir yargı kararı nedeniyle, bu suçtan mahkum olan Ermeni kökenli Hrant Dink adlı vatandaşımız, bazı kesimlerce ülkemizdeki barış ve huzurun bozulması amacına hizmet eden haksız kışkırtmalar nedeniyle öldürülmüştür. Yargı kararının sonucunda verilen cezayı, işlendiğini düşündüğü suçun karşılığı olarak görmeyen bazı kimseler, kendi ceza adalet anlayışları ile cinayet işlemekte, insanlara kıymaktadır. Bu zeminin yaratılmasında, keyfi uygulama ve yoruma müsait maddenin de payının olduğu sosyolojik ve toplumsal bir gerçekliktir.
Bu maddeye ilişkin yargı kararlarında genellikle oybirliği ile bir karar verilemediği, konunun uzmanı hukukçular arasında müşterek bir kanıya varılamadığı, açılan davaların çoğunluğunun beraatle sonuçlanmasına karşın, sırf dava açılmış olmasının bile bu suçtan yargılanmakta olan kimsenin toplumun bir kesiminin nezdinde suçlu sayılması için yeterli sayıldığı, herkesin kesin hükümle mahkum oluncaya kadar suçsuz olduğu yönündeki evrensel ve anayasal ilkeye aykırı sonuçların ortaya çıktığı görmezden gelinemez bir şekilde yaşanmaktadır.
Nitekim, bu maddeden verilen mahkumiyet kararlarının, ülkemizin de taraf olduğu Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 10. maddesindeki ifade özgürlüğüne aykırılığı nedeniyle Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi tarafından ifade özgürlüğünü ihlal eden bir ülke olarak tazminat ödemeleri ile de karşı karşıya kaldığımız bilinmektedir.
Toplumun farklı düşünce ve inanıştaki kesimleri arasında düşmanlıkların önlenmesi, bu düşmanlıkların kışkırtılmasının yasaklanması, farklı din, dil, ırk, etnik kökenden insanların, bu kimlikleri nedeniyle aşağılanması elbette ceza kanunu ile korunması gereken bir değerdir. Nitekim, Türk Ceza Kanununun 216. maddesi bu değeri korumaktadır. Ancak, 301. maddede düzenlenen suça ilişkin uygulama göstermiştir ki, madde “kanunilik” ilkesine uygun olmayıp, geniş bir takdir ve değerlendirme olanağı sağlamaktadır. Bu durum, ülkemiz insanlarının en geniş şekilde kullanmaya layık olduğu ifade özgürlüğü hakkını tehdit etmektedir.
Yukarıda da belirtildiği gibi, son yirmi yıllık adli istatistiklere göre, bu maddeden açılan ceza davası sayısı toplam ceza davalarının onbinde ikisi kadardır; bir yılda 200-300 adettir. Bu davaların büyük çoğunluğunun, gazeteci ve yazarlar ile siyasi kişiliklerin görüş ve düşüncelerini ifade etmeleri nedeniyle açıldığı da bir gerçektir. Bu nedenle, toplumun çoğunluğunun benimsememesi, hatta öfkelenmesi ve kızması, tepki duyması pahasına da olsa, ifade özgürlüğünün korunması esas alınmalıdır.
Belirtilen nedenle, Türk Ceza Kanununun 301. maddesi ile korunmak istenen hukuki değerin ceza kanunlarıyla korunması, toplumsal barışa ve adalete hizmet etmek yerine, tersine, daha önemli ve büyük sorunlara neden olmakta, toplumsal barışı bozucu sonuçlara yol açmaktadır. Kaldı ki, maddede sayılan anayasal kurumlara yönelik eleştiri sınırlarını aşar nitelikteki görüş açıklamaları nedeniyle özel hukuk kapsamındaki hukuki sorumluluk devam etmektedir. Nitekim, bugün dünyadaki gelişme bu türden eylemlerin suç olmaktan, ceza kanunu alanından çıkarılıp; tazminat sorumluluğu kapsamına, özel hukukun alanına sokulması yönündedir.
Kanun teklifi ile çağdaş gelişmelere uygun olarak, özgürlüklerin temeli olan ifade özgürlüğü daha da güvence altına alınmış olacaktır.
MADDE GEREKÇELERİ
MADDE 1. Maddeyle, uygulamada, ifade özgürlüğü açısından kabul edilemez sonuçlar yaratan ve toplumsal barışı tehdit eden olaylara zemin hazırlayan Türk Ceza Kanununun 301. maddesi yürürlükten kaldırılarak, ifade özgürlüğünün güvence altına alınması ve toplumsal barışın sağlanması amaçlanmaktadır.
MADDE 2. Yürürlük maddesidir.
MADDE 3. Yürütme maddesidir.
TÜRK CEZA KANUNUNDA DEĞİŞİKLİK YAPILMASINA İLİŞKİN KANUN TEKLİFİ
MADDE 1. Türk Ceza Kanununun 301. maddesi yürürlükten kaldırılmıştır.
MADDE 2. Bu kanun yayımı tarihinde yürürlüğe girer.
MADDE 3. Bu kanun hükümlerini Bakanlar Kurulu yürütür.
|