Çevirmenler Meslek Birliği

Çevirmenler Meslek Birliği

Ey Sevgili Editörüm Dinle

Mustafa Tüzel 

ÇEVİRMEN: Ey sevgili editörüm, neden böyle yapıyorsun? Neden kendini geliştirmiyorsun? Seninle uğraşmaktan biz çevirmenler de kalem tadıyla çeviri yapma fırsatı bulamıyoruz. Halk da senin 'halk bunu anlamaz' takıntın yüzünden fazla ileri gitmiyor. Her çeviriyi belirli bir 'vasat'a redükte etme çabanın sonuncunda, okurlar da pek kendilerini geliştiremiyorlar, dönüp dönüp hep bildiklerini okuyorlar. Bütün o yazarlar, felsefeciler, Goetheler, Kantlar, Hegeller, Nietzscheler, Marxlar halk için mi yazdı? İşçi sınıfı ezberden Latince mi biliyordu da, Marx 'De te fabula narratur!' diyesiydi? Yoksa bütün Almanlar Gymnasium mezunu muydu o tarihte?

Ey sevgili editörüm, Gymnasium'un lise düzeyinde bir okul olduğundan haberin yok da neden editörlüğe soyunuyorsun? Bırak editörlüğü, neden Almanca bildiğini iddia ediyorsun? Bir de yaratıcılığını konuşturup, "humanistisches Gymnaisum"a 'beşeri bilimler fakültesi' diye lakap takıyorsun. Olmaz ki ama böyle. İnternette her yazılana niye inanıyorsun? Sen önce sağlam bilgiye sahip olacaksın ki, sonra internetin yanlışlarını çıkartasın.

Ey sevgili editörüm, seninle bu halimiz ne olacak bilmem. Şu 'fabula' meselesi de ayrı bir konu. Burada senden söz ediliyor, ey editörüm. Zirzopluk ediliyor zannetme. Yabancı yayınevlerinin tanıtım kitapçıklarına bir göz gezdir. Yazarlarının en iyi zirzopluk ettiğiyle mi övünüyorlar? Yoksa en iyi anlatıcı, en iyi öyküleyici olduğuyla mı? 'Fabulieren'i iyi oku sevgili editörüm, hikâye anlatmak anlamına geliyor, zirzopluk yapma onu.

Ey sevgili editörüm, okurları niye aşağılıyorsun, niye küçümsüyorsun? Okurun kelime dağarcığının mutlaka seninki kadar olduğunu nerden çıkartıyorsun? Senin bilmediğin, anlamadığın her sözcüğü okur da bilmez, anlamaz mı sanıyorsun? Anlamazsa da açıp öğrenmez, araştırmaz mı? İnsan belirli bir yaşa geldiğinde bir dildeki bütün kelimeleri, kavramları, deyimleri bir çırpıda öğrenmiş mi olur? Yoksa biraz da kitap okuya okuya mı geliştirir dil hazinesini?

Kavram diye bir şey var editörüm. Felsefe yapmak kavram kurmaktır diyorlar hatta. Sen bir felsefecinin yüzyıllardır dünya kültürüne mal olmuş kavramını alıp, eğip, büküp değiştirebilir misin? Kim sana bu hakkı veriyor allasen? Senin baktığın sözlükte yoksa, sözlüğünü değiştir o zaman editörüm. Sevgili editörüm, elbette senin de uyman gereken kurallar, dayanman gereken sağlam yerler olmalı. Ancak onlara da aşırı güveniyorsun. Sadece TDK'nın sözlüğüyle sınırlı kalırsan, hangi felsefe kitabını eksiltmeden, tahrif etmeden yayınlayacaksın? Oldu olacak, rica et yayın yönetmeninden kitapların üstüne 'herkesin anlayacağı seviyeye indirgenmiştir' diye bir ibare koysunlar. Redaksiyon yapman isteniyor senden editörüm, redüksiyon değil ki!

Ey sevgili editörüm, senin işin de kolay değil. Önüne bir çeviri geliyor ve başlıyorsun düzeltmeye; bu gözle bakınca, mutlaka bulursun bir şeyler. Hadi diyelim düzelteceğin kitabı okuyacak vaktin yok, düzelttiğin metni de mi okumuyorsun? Bu kadar mı otomatikleştin? Hadi diyelim Nietzsche uzmanı değilsin, eski Yunanı da pek bilmiyorsun. Bu işi de istemeyerek yaptığın için, çevirmen gibi her defasında konuyla ilgili beş on kitap okumak zorunda da hissetmiyorsun kendini. Ama el insaf be editörüm. Diyonizos ayinlerine de dans pisti inşa etmek zorunda değilsin ki! İki paragraf yukarısını okumuş, anlamış olsan, bunu sen de göreceksin. Adam dağda bayırda yapılan ayinlerden söz ediyor. Hani araştırmacı gazeteci ol demiyorum ama biraz kitap karıştırsan, hatta metnin orijinaline baksan, gördüğün her Bayreuth'u Beyrut yapmayacaksın. Malwida von Meysenbug'u ille de Meysenburg diye düzeltmeyeceksin. Partenon'un panteon değil bir tapınak adı olduğunu sana ispat etmek için, resimlerini göstermek zorunda bırakmayacaksın beni. Ah editörüm ah, senin hiç suçun yok aslında, sen de elinden geleni yapmaya çalışıyorsun, kabahat seni oraya oturtanda.

(Bu arada editör, tepeleme klasör dolu bir market arabasını itekleyerek sahneye girer)

EDİTÖR: İşte bunlar da sizin hatalarınızla dolu klasörler sayın çevirmen. Bakalım bunlara ne diyeceksiniz?

ÇEVİRMEN: Kem küm. Öhömm. Editör adamı rezil de eder vezir de. Ey sevgili editörüm, senin benden daha bilgili, daha dikkatli, daha editör olman gerekiyor. Hataların üstüne hata eklemek değil ki senin görevin. Ben hatalarımı görüp düzeltebiliyorum, ama sen üstüne eklediğin artık-hataları kabul bile etmiyorsun editörüm. Onları temizlemek de bana düşüyor.

(Son sahnede çevirmen, editör masasında oflaya poflaya oturmaktadır. Düşük de olsa düzenli bir maaşı, aylarca ödenmeyen çeviri teliflerine tercih etmiş, editörle uğraşmaktan da kurtulmuştur. Editör ise evinde çeviri yapmaya başlamıştır. Yayın yönetmeni odasının aralık kapısından, koltukta pazarlama şefinin oturduğu görülür. 


GÖZUCU: "Yaşayan bir dile ait hiçbir sözlük asla mükemmel olamaz. Daha sözlük yayına hazırlanırken bazı kelimeler çiçeklenir, bazıları da solar gider." Samuel Johnson

 

(Bu yazı ilk olarak 12.12.2009 tarihli Birgün gazetesinin 'Kitap' ekinde yayımlanmıştır.)



Bu sayfayı paylaşın
 
 
Joomla 1.5 Templates by Joomlashack