Çevirmenler Meslek Birliği

Çevirmenler Meslek Birliği

Kaan H. Ökten ile Varlık ve Zaman üzerine Söyleşi

13 Ocak 2009 Çevbir Toplantısı

Haber: Menekşe Arık

ÇEVBİR’in Can Yayınları'nın katkılarıyla düzenlediği çeviri söyleşileri, Martin Heidegger'in Varlık ve Zaman eserini kısa süre önce dilimize kazandıran Kaan H. Ökten ile başladı. 2009 yılının ilk çeviri söyleşisine konuk olan Kaan H. Ökten, çeviri sürecine dair deneyimlerinin yanı sıra, halihazırda çevirisi bulunan bu eserin çevirisini yapma nedenlerini, Heidegger'in, özellikle Varlık ve Zaman adlı eserin düşünce tarihi açısından önemini bizlerle paylaştı.

1889-1976 yılları arasında yaşamış olan Heidegger’in henüz 38 yaşında yazdığı Varlık ve Zaman’ın felsefede bir dönüm noktası olduğunu belirten Ökten, Heidegger’in yetiştiği ortamı, içinde yaşadığı dünyayı tanıyıp anlamanın, düşüncelerinin önemini kavrama konusunda önemli ipuçları verdiğini vurguladı.

Kilise bursuyla öğrenim hayatını sürdüren Heidegger, üniversite eğitiminin ikinci yılında büyük bir düşünce ve inanç değişimi geçirerek felsefenin temeline inmiş, ‘varlık’ kavramını sorgulamıştır. Heidegger’in kilise içinden yetişmiş olmasının kullandığı kavramlara büyük etkisi olduğunu dile getiren Ökten, yazarın sözcük dağarcığının kilise etkisinde biçimlendiğini, başlıca meselesinin ve kavgasının bu kavramlarla olduğunu anlattı. O dönemin katı akademi dünyasında ‘apaçık’ ve ‘zamanında halledilmiş’olarak kabul edilen ‘varlık’ kavramını sorgulamanın böyle genç biri için hem çok zor olduğunu hem de yetersizlik belirtisi olarak görülebileceğini aktaran Ökten, Heidegger’in özellikle genç nesil akademisyenler tarafından kucaklanarak yaygınlaştırıldığını belirtti.

Varlık ve Zaman adlı eserin, insanın varlığını araştırma ve anlama çabasının yönünü değiştirdiğini vurgulayan Ökten, kitabın ‘belirli bir yöntemi izleyerek’ oluşturduğu yordamın devrim niteliğinde olduğunu dile getirdi. Varlık ve Zaman’ın bir ‘kitap’ olmadığının altını çizen Ökten, felsefi çalışma metoduyla, bölümler halinde başlayan kitabın daha sonra üniversitedeki kadro değişimine yetiştirilmek üzere aceleyle bitirildiğini, 6. basıma kadar ‘I. Yarım’ olarak adlandırılan kitabın devam etmeyeceğinin 7. basımda belirtildiğini anlattı. Felsefe yöntemlerini kullanarak kitaba başlayan Heidegger, varlıkla ilgili sorduğu sorulara bu yöntemlerle ulaşılamayacağını söylemektedir.

Varlık ve Zaman’ın çevirmeni olarak 10 yıldır üzerinde çalıştığı kitapla bütünleştiğini söyleyen Ökten, artık kitabı kendisi yazmış gibi hissettiğini ve neredeyse hatalarını savunur hale geldiğini anlattı. Ökten, çevirmenin çevirdiği eserle kurduğu ilişkinin ve bütünleşmenin ‘normal’ olup olmadığı yorumunu ise dinleyicilere bıraktı.

Çeviri sürecinde kavramların karşılıklarını bulma eyleminin karmaşıklığına dikkat çekilen söyleşide, ‘Varlık’ sözcüğünün aslında Almanca aslındaki ‘Sein’ kavramı için doğru bir karşılık olmadığını ifade eden Ökten, burada işlevsel değil en temelde yatan varlığa dair bir soru sorulduğunu belirtti. ‘Vücut’ sözcüğünün daha doğru bir karşılık olacağını ifade eden Ökten, bu durumda da kitabın ‘Vücut ve Zaman’ gibi yanlış anlaşılabilecek bir başlığının olacağını söyledi.

Ökten, Heidegger’in varlık sorgulamalarına Japonların Uzakdoğu felsefesiyla yakınlığından dolayı ilgi gösterdiğini, bizim de Anadolu’daki sufilik geleneğinden gelen bir yakınlığımız olduğunu anlattı.

Söyleşide, kitabın kavram yoğunluğu nedeniyle, Almanca yazılmış olan Varlık ve Zaman’ı İngilizce çevirisinden okumanın yol açabileceği karışıklıklara da değinildi.

Varlık ve Zaman’da yararlanılan pek çok eserin kaynakçada belirtilmediğini ve çevirisinin de aslına uygun olarak yapıldığını anlatan Ökten, bunun o dönemin koşullarında olağan bir durum olduğunu anlattı. Varlık ve Zaman Kılavuzu’nun neden ayrı bir kitap halinde basıldığını da açıklayan Ökten, bunun ticari kaygılarla ilgisi olmayan, Heidegger’in bir vasiyetname biçiminde kitabın çevirisiyle ilgili koyduğu kurallardan kaynaklanan bir durum olduğunu belirtti. Kitabının çevrildiği dillerde de Alman okura sunulduğu gibi sunulmasını isteyen Heidegger, açıklama, dipnot, parantez içi karşılık verme gibi yöntemlerin kullanılmasını önlemiştir. Almanya’daki yayınevi Varlık ve Zaman Kılavuzu’nun kitaba eklenmesine, hatta birlikte satışa sunulmasına karşı çıktığı için, çeviri sürecinde ortaya çıkan bu birikimin değerlendirilmesi amacıyla, Varlık ve Zaman Kılavuzu ayrı bir kitap halinde basılmıştır.

Bahçeşehir Üniversitesi’nde felsefe ve sinema dersleri veren Ökten’in öğrencilerinin de katılımıyla gerçekleşen söyleşiyi, çeviri sorunlarıyla iç içe geçmiş bir felsefe okuması olarak tanımlamak pek de yanlış olmayacaktır. Ökten’in, dinleyicilerin sorularıyla da yönlenen şöyleşisi felsefe metinlerinin çevirisinde karşılaşılan zorluklar ve alınan kararlara ilişkin genel bir fikir vermenin yanı sıra yazara, metne, metnin yazıldığı döneme dair çözümlemelerin çeviri sürecinde oynadığı önemli rolün tartışılmasına da katkıda bulunmuştur.



Bu sayfayı paylaşın
 
 
Joomla 1.5 Templates by Joomlashack