Kıymetini Bil Herşeyin
Hayata Tutunma ve Direnişe Dair Notlar
John Berger
Metis Yayınları, çev. Beril Eyüboğlu

"Yirminci yüzyılın ortasında Walter Benjamin, 'Bugün içinde bulunduğumuz olağanüstü tehlike hali istisnai bir durum değil, kuraldır. Bu kavrayışa uygun bir tarih mefhumu geliştirmeliyiz,' diye yazmıştı.
"Böyle bir tarih mefhumu bağlamında her basitleştirmenin, her yaftanın iktidar sahiplerinin işine yaradığını görmemiz gerekir; güçleri arttığı oranda basitleştirmelere olan ihtiyaçları da artacaktır. Öte yandan bu kör gücün zulmünü çekenlerin ya da ona karşı savaşanların çıkarlarına şimdi ve uzun vadede hizmet edilmesi, ancak çeşitliliği, farklılığı ve karmaşıklığı kavramak ve kabul etmekle mümkün olabilir."
John Berger'ın 11 Eylül'den Irak Savaşı'na, Filistin'den Katrina felaketine, Nâzım Hikmet'ten Pasolini'ye birçok siyasal soruna ve sanatçıya ilişkin duygu ve düşüncelerini dile getirdiği yazılarından oluşan bir kitap Kıymetini Bil Herşeyin. İçtenliğini yansıtan zarif bir sadelikle kaleme aldığı bu yazılarla John Berger bizi dünyaya adil, müşfik, ama en önemlisi gören gözlerle bakmaya davet ediyor.
Charlie Chaplin
Kevin J. Hayes
Agora Kitaplığı, çev. Hira Doğrul, Ahmet Ergenç

Kitapta Charlie Chaplin'le 1910'lardan 1970'lere dek yapılmış çok çeşitli söyleşiler derlenmiştir.
Atmosferik Rahatsızlıklar
Rivka Galchen
Siren Yayınları, çev. Hira Doğrul

Psikiyatrlık yapan Dr. Leo Lieberstein’ın dünyası, beklenmedik bir anda temelinden sarsılır. Bir şeyler değişmiş, tanıdığı insanlar yabancılaşmış ve yaşadığı hayat ona ait olmaktan çıkmıştır sanki. Eski bir hastasının sanrıları, dört bir yanını saran aldatmacalar ve karısının gizemli davranışlarından hareketle çıktığı gerçeklik arayışı, zihninin karmaşık coğrafyalarını keşfetmesini sağlayacaktır. Rivka Galchen’in büyük ses getiren romanı (The New York Times ve amazon.com’un “Yılın En İyileri” seçkilerine girdi) Atmosferik Rahatsızlıklar, insan zihninin sınırsız yaratıcılığını, terapinin farklı açılımlarını ve gündelik hayatı delilikten ayıran o ince çizgiyi yoğun bir ironi ve çarpıcı bir anlatım eşliğinde inceliyor.
Hitler Kitabı
Yayına hazırlayan : Henrik Eberle–Mathiass Uhl
NTV yayınları, çev. Mustafa Tüzel

Hitler’in iki özel yaverinin sorgulanmasıyla Stalin için hazırlanan 462a no’lu gizli dosya... İkinci Dünya Savaşı'ndan neredeyse altmış yıl sonra günışığına çıkarılan, Sovyet arşivlerinin en önemli belgelerinden biri: Hitler Kitabı. Stalin’in talimatıyla hazırlanan bu dosya, Hitler’in hemen yanıbaşında SS subayı olarak uzun süre görev yapan Otto Günsche ve Heinz Linge’nin anılarını içeriyor.
Sovyetler’e esir düştükten sonra NKVD tarafından yıllarca sorgulanan Günsche ve Linge, Hitler’in politikaları ve savaş yönetimi hakkında bilinmeyen birçok detayın yanı sıra, diktatörün yakın çevresini tüm sahiciliğiyle anlatıyorlar.
Hitler Kitabı, Üçüncü Reich hakkında en etkileyici tarihi kaynaklardan biri kabul ediliyor.
Derinlikler Vadisi
Friedrich Dürrenmatt
İş Bankası Kültür Yayınları, çev. Mustafa Tüzel

Dürrenmatt'ın Midas ve Gözlemcileri Gözlemleyenin Gözlemi kitaplarıyla bir üçleme oluşturan Derinlikler Vadisi, diğer iki kitapta olduğu gibi yine Mustafa Tüzel'in girişimleriyle ve çevirisiyle Türkçe'de yayımlandı.
İsviçre'nin ücra bir dağ köyü olan Derinlikler Vadisi'nde tuhaf olaylar yaşanır. Köyün tek gelir kaynağı olan kaplıca tesisleri, gizemli bir dernek tarafından satın alınır. Kurucularının bile ne amaca hizmet ettiğini bilmedikleri bu 'hayır derneği', kaplıcayı yazın dini duygularını yaşamak isteyen zenginlere açar. Kışın ise kaplıca boş görünmektedir. Köy muhtarının kızının başına gelen olaylar, gözleri kaplıcaya diker. Liechtenstein'den Antarktika'ya kadar uzanan bir çete, bazı elemanlarını kaplıcada saklamaktadır. İzleri bürokrasinin ve dünya çapındaki işlerin derinliklerinde kaybolan bu çetenin "bir numarası"nın kim olduğu da bir meçhuldür. Dürrenmatt sağlığında yayımlanan bu son romanında ironiyi doruk noktasına çıkartıyor. Dünya çapındaki mafyöz ilişkiler, yerel politikacıların acizlikleri, sıradan insanların vicdanları ve çıkarları arasında bocalamaları, yoğun bir anlatı dokusuyla anlatılıyor.
Oryantalist
Tom Reiss
İletisim Yayinlari, çev. Selda Somuncuoğlu

Lev Nussimbaum, geçen yüzyılın hemen başında, kozmopolit Bakü’de doğdu. Babası zengin bir petrolcü, annesi ise komünist sempatizanı ve eylemcisi olan Lev, aldığı iyi eğitimden çok serüven romanlarıyla ruhunu besleyen yalnız ve hayalperest bir çocuktu. Ekim Devrimi, kendisinin ve ailesinin hayatını altüst etti. Ömrü boyunca komünistlerden nefret edecek olan genç Yahudi, çok sevdiği ancak giderek tekinsiz ve yaşanmaz bir yer haline gelen Bakü’yü ve Kafkasya’yı babasıyla birlikte terk etmek zorunda kaldı. Bu zorunlu göç onun bütün hayatını değiştirecekti. Kendisini inançlı ve samimi bir Müslüman, Kafkasyalı, Türk veya Doğulu olarak tanıttığı yeni bir döneme girmişti. Dillerini bildiği Batılılara karşı herhangi bir yakınlık duymuyordu. Terk etmek zorunda kaldığı topraklar onun için dürüstlük, sahicilik ve cesaret demekti. İstanbul’u veya ıssız çölleri, Bakü’deki saray gibi binaları düşünerek saatler geçirebilirdi. Kurban Said mahlasıyla egzotik ve romantik Doğu’yu anlatan aşk ve serüven romanları yazmaya başladı. Tom Reiss, Kurban Said’in kim olduğunu merak ederek başlamış Oryantalist’e. Metnin gücü ve ilginçliği Reiss’in tutkulu iz sürücülüğünden de kaynaklanıyor. Nussimbaum ya da Said’in arayış, hezeyan, iddia ve yanılgıları kadar iki büyük savaş arasındaki dünyanın, özellikle Nazi Almanyası’nın nasıl bir dönüşüm geçirdiği başarıyla resmediliyor. Oryantalist’te, bir ucuz roman yazarının, kendisini Müslüman sayan bir Yahudi gazetecinin, belki de yalnızca o yıllarda –ve o topraklarda– var olabilecek olağandışı bir kişiliğin, romantik bir “Doğulunun” hayatını okuyacaksınız.
Cennet
A.L. Kennedy
İş Bankası Kültür Yayınları, çev. Aslı Birkan

”Kennedy hem şefkatte hem de şiddette insanı altüst edecek kadar sahici. Tutkulu bir yazar; uç noktalarda, tehlikeli sularda dolaşıyor.” – New York Times Book Review -
”Bir düzyazı üstadı… Hassas ayarı ustalıkla yapılmış, müthiş incelikli metinler çıkıyor kaleminden. Hayatın çeşitli heyecanları konusunda kıvrak ve sezgisel duyarlıklara sahip metinler.” – London Review of Boks -
”Kendi kuşağı içinde göz kamaştırıcı bir yazar…” – Sunday Telegraph
16. yüzyılda Adriyatik’te Korsanlık ve Eşkiyalık
Senjli Uskoklar
Catherine Wendy Bracewell
İstanbul Bilgi Üniversitesi Yayınları, çev. Mehmet Moralı

Catherine Wendy Bracewell'in Adriyatik'te Korsanlık ve Eşkiyalık adlı eseri, okuru başka bir tarih yazımıyla karşı karşıya getiriyor. Tarih imparatorlukların, kralların ve devletlerin mi? Bu tarihte eşkıyaların, korsanların, tarihin göz ardı ettiği "küçük insanların" payı yok mu? Bracewell bu kitabında, tarih sahnesinde yer almayan "küçük insanlar"ın hayatlarına odaklanarak, 16. yüzyılda üç imparatorluğun sınırlarındaki yaşamı, büyük bir canlılıkta anlatıyor.
Senjli uskoklar tarihte 16. yüzyılda, Osmanlı, Habsburg imparatorlukları ve Venedik sınırlarında, Müslümanlara karşı "Hıristiyanlığın duvarı"nı oluşturma düşüncesiyle beslenen eşkıyalar ve korsanlar olarak bilinir. Ancak, Müslümanların malları kadar Hıristiyan ve Yahudilerin de mallarını yağmalayan uskoklara karşı Osmanlı İmparatorluğu savaşırken, Habsburg ve Venedik İmparatorlukları bu korsanları kendi amaçları için kullanmaya çalışmıştır.
Catherine Wendy Bracewell, farklı dillerdeki arşivleri büyük bir titizlikle ele alarak, uskokların sosyal, kültürel ve ekonomik tarihlerini okura sunarken, modern Avrupa'nın tarihinin anlaşılması için önemli kavramlar öneriyor; bu kavramlar, farklı bir tarih anlayışının ürünü. İdeoloji, sınır ekonomisi, dinsel görev, etnik köken ve kültürel kimlikler arasındaki bağların anlaşılması için farklı bir perspektif sunan bu çalışma, günümüzdeki "sınırların" anlaşılması, "küçük insanlar"ın hayatlarını anlamak için de önemli bir alternatif sunuyor.
Şimdi Sen de Herkes Gibisin
Alison James
Arkadaş Yayınları, çev. Elif Uras Akhan

Bütün erkekler adi değildir. Ya da en azından, dışarıda bir yerlerde öyle olmayan biri vardır. İmkanımız olsa hepsini elekten geçirip onu bulur; Belçika çikolataları, pahalı ayakkabılar ve tasarım çantalarla dolu bir evde mutlu mesut yaşardık.
Kaçınılmaz olarak, iyisini bulana kadar kötü tohumlara aşık olmaya devam edeceğiz. İlişki bittiğinde ise onlardan kurtulmak için siperlere koşacağız. Sorun da burada zaten; neden sipere koşuyoruz ki? Cephanelik ne güne duruyor? Üstelik artık elinizde, göz ardı ettiğiniz potansiyelinizi ortaya çıkaracak, kafanızın içinde gezinip duran eski sevgilinizi kolundan tutup atacak bir İLİŞKİ SONRASI HAYATTA KALMA KILAVUZU var.
Şimdi Sen De Herkes Gibisin, keyfinizi yerine getirirken, içinizdeki kırgınlığın, öfkenin ve telaşını yerini özgüvene, huzura ve mutluluğa bırakmasına yardımcı olacak. Çok gülecek ve eğlenirken aydınlanacaksınız…
Majere Kardeşler
Kevin Stein
Laika Yayıncılık, çev. Yosun Erdemli Oflas

Ansalon'un arka yollarından Yeni Dünya’ya doğru giden ikizlere, yolda bir kender katılır. Kardeşler, bir lanetin hüküm sürdüğü garip bir şehre; Mereklar’a doğru adeta sürüklenirler...
Bir olaylar yumağı, eski bir efsane ve üç büyülü parlak çizgi, ikizleri ölümcül bir düşmanla yüz yüze getirir; güzel soylu bir kadın, vahşi bir yaratık, Karanlıklar Kraliçesi ve büyülenmiş bir kender, ikizlerin kaderini belirleyecektir.
Güç Tuzağı
Kathryn Fox
Doğan Kitapçılık, çev. Filiz İnceoğlu Öztürk

Adli tabip Anya Crichton, Cinsel Suçlar Masası’nda özel danışmanlık görevini yürütürken bazı mağdurların durumu, her saldırısında biraz daha vahşileşen bir tecavüzcüyle karşı karşıya olduğuna inanmasına yol açar. Kurbanlardan ikisi bıçaklanarak öldürüldüğünde, polis, on dört yaşında bir kıza vahşice tecavüz edip öldürmekten yirmi yıl hapis yattıktan sonra serbest bırakılan Geoffrey Willard’dan şüphelenir ve onu gözaltına alır.
Anya, adli kanıtları ortaya koyarken kariyerinin en önemli ahlaki ikileminde kalır. Willard masumsa, Anya’nın adli kanıtı saygın bir patoloğun adına gölge düşürecektir. Ama suçluysa hem tecavüzcü bir katilin serbest bırakılmasına yol açmış hem de soruşturmayı tehlikeye atmış olacaktır.
Bir hata yapıldığını sadece katil bilmektedir. Gerçek katilin kimliğini ortaya koyabilecek bir hata…
Kurşun Kalem Fabrikası
Soti Trintafyllou
Literatür Yayıncılık, çev. Fulya Koçak

Kurşunkalem Fabrikası, bir Yunan ailesinin yaklaşık yüz yıllık tarihi olmasının yanı sıra, Zürih'te başlayıp, devrimci fikirlerin filizlenerek büyük toplumsal hareketlere dönüştüğü Berlin ve Sen Petersburg gibi yirminci yüzyılın en çalkantılı kentlerinde devam eden büyük bir dostluğun öyküsü.
Kurşunkalem Fabrikası Birinci Dünya Savaşı'ndan Avrupa'daki devrimci hareketlere, Bolşevik Devrimi'nden İkinci Dünya Savaşı'na kadar Avrupa'yı sarsan ve değiştiren olaylar eşliğinde, yer yer Lenin, Rosa Luxemburg gibi gerçek kişiliklerin de kurguya katıldığı, ulaşılamayan düşlerin, gerçekleşmeyen hayallerin, hayal kırıklıklarının romanı.
Franklin Flyer
Nicholas Christopher
Helikopter (Kitap Yayınevi), çev. Emrah İmre

Yıllar önceydi. Frankfurt Kitap Fuarı sırasında, üç-beş kişi dert yanıyorduk. Neredeydi yeni ve iyi edebiyatçılar? Yeni ve iyi derken, hem dil derdi olan, hem de kurgusu sağlam, akıcı bir hikâye yazmayı bilen yazarları kastediyorduk: Yoksa yalnızca iyi hikâye anlatanları ya da yalnızca kendine has bir dil dünyası yaratmış olanları değil. O sırada, birisi, Nicholas Christopher'ı okuyup okumadığımı sordu. Hayır, dedim. Tam aradığım yazarmış. Okursam çok sevecekmişim. New York'a dönünce gönderecekmiş kitaplarını. Hakikaten de gönderdi. İlkin Yıldızlara Yolculuk'u okudum. Sonra Franklin Flyer'ı. İkisi de muhteşemdi. Her ayrıntıda ortaya çıkan müthiş bir bilgi birikimi, inanılmaz kıvraklıkta bir anlatım ve zorunlu rastlantılar üzerine kurulmuş bir hikâye. İnsan daha ne ister ki! 1929'da Büyük Buhran sonrasında oradan oraya savrulan bir mucit ve maceraperver olan Franklin'in hayatı, sarı şapkası, zilyum'un esrarı, çizgi romanlar, mükemmel kadınlar, Josephine Baker ve savaş, bir film noir üslubuyla anlatılıyor bu kitapta.
Levent Yılmaz
Aşırılığın Peygamberleri
Nietzsche, Heidegger, Foucault, Derrida
Allan Megill
Ayraç Yayınları, çev. Tuncay Birkan

Allan Megill, ufuk açıcı bu çalışmasında çağımıza damgalarını vuran dört düşünürün; Nietzsche, Heidegger, Foucault ve Derrida’nın “estetizm”leri üzerine bir yolculuğa çıkarıyor okuyucuyu. Batı düşünce geleneğinin sınıruçlarında yürüyen, felsefelerini “yıkmak”la, “açmak”la, “kazmak”la, “sökmek”le, ancak aynı zamanda “yapmak”la da kuran “aşırılığın peygamberleri”yle hiç çekinmeden söyleşiyor.
Aşırılığın Peygamberleri, düşünsel gündemimizden hiç uzaklaşmayan “kriz” fikrinin izini, anlaşılması güç dilleriyle ve özgün kavramlarıyla okurun gözünü korkutan bu dört düşünürde açık seçik bir dille sürerek; modernizm ve postmodernizm karşıtlığının fondan hiç ayrılmadığı; tarihyazımı ve eleştirinin birbiri içerisinde harmanlandığı bir tartışmayı başarıyla yürütüyor.
Hamas
Zaki Chehab
İkarus Yayınları, çev. Bilal Çölgeçen

Filistin - İsrail çekişmesinin son yıllarında İslami Direniş Hareketi - Hamas'ın adı önplana çıkmıştır. Filistin Özerk Yönetiminde 2006 yılında gerçekleştirilen seçimlerde Hamas, süpriz bir zafer kazanarak Filistin kurtuluş mücadelesinde FKÖ'nün yarım yüzyıla yakın süren tarihi önderliğini gölgede bırakmıştır. Hamas, Filistin tarihinde nispeten yeni bir harekettir. Filistin'de kurdukları geniş hayırsever kuruluşlar ve dini eğitim kurumları ağıyle geniş bir tabana kavuşmuşlar, İsrail'in saldırılarına karşı direniş hareketlerinde ve gözü kara intihar bombası eylemleriyle adlarını dünya kamuoyuna duyurmuşlardı. Hamas, FKÖ'nün İsrail'le barış sürecinde izlediği uzlaşmacı çizgi, verdiği tek yanlı tavizler ve Filistin Özerk Yönetiminde sergiledikleri kötü yönetim ve yolsuzluklar nedeniyle sürekli güç kazanmış ve bugün Filistin'in kaderini tayin eden en önemli güç haline gelmiştir. Ortadoğuyu çok iyi tanıyan Filistin kökenli İngiliz bir gazeteci ve televizyon muhabiri olan Zaki Chehab, Hamas'ın doğuş ve gelişme sürecini, doğrudan Hamas liderlerinin, militanların ve diğer Filistinli şahsiyetlerin tanıklıklarına başvurarak "içeriden" anlatıyor.
Kemik Bahçesi
Tess Gerritsen
Doğan Kitap, çev. Filiz İnceoğlu Öztürk

Cesur, kanlı ve zekice…
Boston…
1830…
Boston Tıp Okulu’nda okuyan yetenekli ama yoksul öğrenci Norris Marshall eğitimini sürdürebilmek için o bölgenin “mezar soyucuları” arasına katılır… Bu korkunç ticaret bile üniversite hastanesinin bahçesinde, bir hemşirenin delik deşik edilerek öldürülmesinin karşısında önemsiz kalır. Bir doktor da aynı tüyler ürpertici kaderi paylaşınca, yasadışı kadavra ticareti yapan Norris, bir numaralı şüpheli oluverir. Norris, masumiyetini ispatlamak için, katili gören tek tanığın izini sürmek zorundadır…
Günümüz…
Julia Hamill, Massachusetts yakınlarındaki yeni evinin bahçesinde dehşet verici bir şey keşfeder: Kayalıklar arasında bir kafatası… Adli tabip Maura Isles, kafatasının bir cinayet kurbanına ait olduğu görüşündedir. Bu isimsiz kadının kimliği ve başına gelenler ise çözülmeyi bekleyen geçmişe ait bir sırdır.
Başka Türlü Düşünmek
Alain Touraine
Kırmızı Yayınları, çev. Mehmet Moralı
Alain Touraine "hakim yorumlayıcı söylem" diye adlandırdığı ve tüm 20.yy boyunca oyunculardan yoksun, özellikle iktisadi belirlenimciliklerin boyunduruğunda bir toplum fikrini dayatmayı amaçlayan şeyin eleştirisinden hareket ediyor; sonra da okuyucuyu, herkesin davranışını ve toplumsal durumları değerlendirecek tek ilkenin, özgür ve eşit varlıklar olarak tanınmış tüm insanların siyasal, toplumsal ve kültürel haklarının tanınması olduğunu keşfetmeye davet ediyor. Bireyin, yeniden inşa edilmiş bir sosyolojinin kilit taşı olan özne olarak yeniden düşünülmesi çağrısında bulunuyor. Kimilerinin bireyciliği suçladığı yerde, o özneleşmeyi savunuyor, bu bireyleşme de, tüm bütünleştirme tarzlarına karşı herkesin haklarının korunmasından geçiyor. Toplumsal davranışların birliğini dayatan da artık toplum ya da kültür değil öznedir ve bu özne de tikel toplumsal ve kültürel durumlarda yaşanan evrensel hakların taşıyıcısıdır.
Tekno-Mağara'nın Ötesi
Milenyumsonrası Kültür İçin Gerilla Yazarın Rehberi
Harold Jaffe
Notos Kitap, çev. Turan Parlak
• Amerikan toplumunun vicdanı.
• Roman ötesi bir roman.
Harold Jaffe Amerikan toplumunun vicdanı olan entelektüeller arasında, kendine özgü düşünme ve davranış biçimiyle göz önünde tutulması gereken bir yazar. ABD’de herkes bir köşeye sinip sakıncasız konularda kalem oynatırken, Harold Jaffe, Bush yönetimiyle, yönetimin borazanı olan basınla, kayıtsız yazarlarla, dünyadan habersiz okurlarla uğraşıyor. Eleştirilerini birbirinden ilginç kitaplarında dışavuran, kitaplarını büyük yayınevleri yerine doğrudan ilişki kurduğu küçük ve sıra dışı yayınevlerinde yayımlayan, muhalif duruşundan kesinkes ödün vermeyen Harold Jaffe’nin son kitabı, politik bir belgesel-roman denebilecek, ama bir türe tam anlamıyla sokulması da olanaksız kitabı Tekno-Mağara’nın Ötesi – Milenyumsonrası Kültür İçin Gerilla Yazarın Rehberi. Tekno-Mağara’nın Ötesi, on dört sert siyasal metinden oluşuyor ve bu metinlerde anlatılanların nasıl bir araya getirildiği şaşkınlık ve ilgiyle okunuyor. Türkiye’deki okurların ilgisini yaygın biçimde çekmeye aday Tekno-Mağara’nın Ötesi, muhalif duruşu yanında, deneysel romanın alabileceği biçimleri örneklemesi bakımından da ilginç bir kitap. Edebiyat-Belgesel Roman
İçimizdeki Maymun
Frans De Waal
Metis Yayınları, çev. Aslı Biçen
"Savaştan, şiddetten muaf bir dünyada yaşamak istiyoruz," diyenlere, bunun "insan doğası"na aykırı olduğu söylenir hep. Ama ya biri çıkıp da dillerden düşmeyen bu "doğamızı" sorgularsa? Ünlü primatolog Frans de Waal'in yaptığı tam da bu. Uzun yıllardır primatlar üzerine araştırmalar yürüten de Waal, bilhassa en yakın akrabalarımız olan şempanzelere ve onlardan daha az tanınan bonobolara ilişkin gözlemlerinden sonra, bu ikisinin birbirinden "geceyle gündüz kadar farklı" olduğu sonucuna varmış: "Birisi öfkesini zaptetmekle ilgili sorunlar yaşayan hırslı, haşin görünümlü bir karakter. Diğeri özgür ruhlu bir hayat tarzının eşitlikçi yandaşı."
De Waal'e göre, bunca zamandır görece vahşi akrabalarımızın ön plana çıkarılması tesadüf değil. Bu durumu, bonoboların "insan doğasına dair yerleşik fikirlere uymaması"yla açıklayan de Waal şöyle devam ediyor: "İnanın bana, araştırmalarda birbirlerini katlettikleri ortaya çıksa şimdiye herkes bonoboları ezberlemişti. Asıl sorun barışçıllıkları. Önce bonoboyu tanısaydık, şempanzeyi daha sonra, hatta hiç tanımasaydık ne olurdu hayal etmeye çalışıyorum bazen. İnsan evrimi hakkındaki tartışma belki bu kadar şiddet, savaş, erkek egemenliği üzerinden değil; cinsellik, empati, özen ve ortaklık üzerinden yürürdü. Ne farklı bir entelektüel bir coğrafyaya sahip olurduk kim bilir!"
Farklı bir bakış açısı benimsemek için çok mu geç? Olmadığını umuyoruz. Hayvanlara ilişkin klişeleri somut gözlemler ve ilginç anekdotlar aracılığıyla altüst ederek bizi insan doğası konusunda bir kere daha düşünmeye davet eden İçimizdeki Maymun, bu yolda önemli bir adım atıyor.
A'dan X'e John Berger Tarafından Kurtarılmış Mektuplar
John Berger
Metis Yayınları, çev. Aslı Biçen
"John Berger ince ince işlenmiş bir eser sunuyor bize. Şefkatle ve sonuna dek sorgulayan, eleştiren bir siyasi bakışla yontulmuş bir kitap bu, kontrollü öfkenin kitabı. Yazdığı her şey derin, itinalı ve detaylı: özgürlük ve tutsaklık, umut ve umutsuzluk, güç ve güçsüzlük, aşk ve âşık olduğumuz kişi elimizden alındığında duyduğumuz o korkunç özlem." –Arundhati Roy
"A'dan X'e uzun yıllardır okuduğum en duygulu ve dokunaklı kitaplardan biri. Gücü, mevcut olanakları kullanışındaki tutumluluktan geliyor, her türlü zulme direnen kalıcı aşkı anlatış tarzından. Bize zulmeden güçler ne kadar amansız / habis / kötücül / gaddar olursa olsun, aşkın ve insan ruhunun asla yok edilemeyeceğini gösteriyor." –Harold Pinter
Strateji
RICHARD LUECKE
Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, çev. Turan Parlak
İşinizde başarıyı yakalayabilmek için iyi bir strateji yaratmanız ve sonra da onu en iyi şekilde uygulamanız şarttır. Çok çeşitli faktörlerle rekabetin giderek arttığı bir piyasadaysanız, bu sizin için yaşamsal önem taşıyabilir. Şimdilik rahat bir piyasadaysanız bile, hızla değişen koşullar nedeniyle önünüzdeki gelişmeleri dikkatle gözlemeniz ve gereken adımları önceden atmanız gerekir. İşte strateji bunların hepsini kapsar. Strateji konusunu baştan sona ele alan bu kitap; stratejinin ne olduğunu, nasıl oluşturulacağını, onu uygulamak için hangi araç ve kaynakların gerekli olduğunu ve sonuçları nasıl ölçeceğinizi anlatıyor.
• Şirket içi ve şirket dışı faktörleri saptayıp değerlendirebileceğiniz analizler
• Durumunuza uygun strateji tipleri
• Faaliyet planları
• Planınıza bağlı kalmak için yapmanız gerekenler
• Uygulamanızın sonuçlarını ölçmek için araçlar
Strateji, konuya hem kapsamlı, hem de yeterince ayrıntılı bir bakış açısı getiriyor. İş dünyasından örnekler ve çeşitli tablolarla zenginleştirilmiş bu kitapta, başarı için gereken stratejiye dair çok şey bulacaksınız.
Feminist Sinema ve Film Teorisi - Ve Ayna Çatladı
ANNEKE SMELİK
Agora Kitaplığı, çev. Deniz Koç
Anneke Smelik'in yazdığı bu kitap, çağdaş feminist sinemanın siyaseti ve beğenilerini ele alan bir çalışmadır. Feminist yönetmenlerin son derece üretken yollarla yarattıkları alternatif film biçimlerini takip eden yazar, feminist filmlerin temelini oluşturan sinemasal sorunlar (yaratıcı yönetmenlik, bakış açısı, metafor, montaj ve imgesel aşırılık) üzerinde durmanın yanı sıra, teori ile sinema arasındaki kesintisiz bir ayna oyunu misali, bu sinemasal tekniklerin dişil öznelliği olumlu biçimde nasıl temsil edegeldiğini de ortaya koymaktadır.
Feminist sinema görsel kültürü, bir toplumsal ve sembolik değişim motoru rolü oynayarak dönüştürmüştür. İşte, elinizdeki kitap da, eleştirmenlerin dikkatini fazla çekmemekle birlikte hepsi eşsiz birer eser olan filmler ("Bir Sessizlik Sorgusu", "Bağdat Kafe", "Barbar Düğünler", "Sweetie" ve "The Virgin Machine" gibi) üzerinden, ihtiyacı çok hissedilen kanonlaştırmaya önemli bir katkıda bulunmaktadır. Bu filmlerde feminist gündemin klasik konu başlıklarının bazıları (tecavüz, cinsel şiddet, aralıksız bir mücadele halini almış olan dişil faillik ve özerklik nosyonu ve lezbiyen arzuyu temsil etmenin güçlükleri, vb.) yeniden ele alınırken, feminizmin nasıl bir olumlayıcı farklılık yaratabileceğine ışık tutulmuştur...
Modernizm İdeolojisi
FREDERIC JAMESON
Metis Yayınları, çev. Tuncay Birkan, Kemal Atakay
Marksist eleştirmen ve kültür teorisyeni Fredric Jameson'ın edebiyat yazılarından hazırladığımız kapsamlı bir seçki: Yorumlama teorisi, edebi tür anlayışları, Üçüncü Dünya Edebiyatı ve ulusal alegori, siyasal bir sorun olarak haz, edebiyat eleştirisinin tarih ve teori içindeki yeri, teorik jargon gibi temaları çözümleyen yazıları ile, Flaubert, Joyce, Robbe-Grillet gibi modernist ya da proto-modernist anlatı yazarlarının ve Baudelaire, Rimbaud ve William Carlos Williams gibi modernist şairlerin yapıtlarını analitik ve tarihsel bir bakışla değerlendirdiği eleştirel yazıları bir arada. Bir de Ursula K. Le Guin hakkındaki yazısı var: Ütopya düşüncesinin bilimkurgu edebiyatında büründüğü biçimi değerlendiriyor.
Kitaba "Modernizm İdeolojisi" başlığını özellikle koyduk. Modernizm genellikle kendini bir ideoloji olarak değil de, sanki doğal bir durummuş gibi algılamış, kendini öyle izah etmiştir. Jameson temel eleştirel stratejisini, "Daima tarihselleştir!" düsturunu burada modernist metinler üzerinde çalıştırıyor: Buradaki yazılarının büyük çoğunluğunda "modernizm ideolojisi"nin adı geçen yazarlarda büründüğü özgül biçimleri çözümlüyor.
İş Dünyasında Yenilik Ve Yaratıcılık
RICHARD LUECKE
Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, çev. Turan Parlak
İşinizin buluşlar ve yaratıcı fikirlerle büyümesini istemez misiniz? Elbette istersiniz, fakat ne yazık ki pek az yönetici bunu sağlayacak iş ortamını yaratabilmektedir. kurumda yenilik yanlısı bir kültür geliştirmek, yaratıcılığın önündeki engelleri kaldırmak özel bir çaba ve özen gerektirdiği gibi, beraberinde de yanıtlanacak pek çok soru getirir:
Yenilik nedir, türleri nelerdir?
Yenilik şirket içinde nasıl değerlendirilir ve
pazara nasıl sunulur?
Fikir üretimi nasıl teşvik edilir?
Yenilik ve yaratıcılık ne gibi fırsatlar sunar?
Yaratıcı bir işyeri atmosferi nasıl sağlanabilir? Bunun fiziksel koşulları nelerdir?
Bu koşulların gerektirdiği finansal yatırım nasıl hesaplanabilir?
İş Dünyasında Yenilik ve Yaratıcılık işte tüm bu soruların yanıtlarını sunuyor size.
Kendi işyerinizde ya da kurumunuzda ihtiyaç duyduğunuz yenilenme, yeni ürünler piyasaya sürerek canlanma, yaratıcı fikirlerin çoğalmasını sağlayarak şirketinize güç kazandırma konularında yol gösteriyor.
Altının Gücü
PETER L.BERNSTEIN
Scala Yayıncılık, çev. Levent Konyar
Peter L.Bernstein Altının Gücü'nde insanlık tarihinin en müthiş saplantılarından birini, altın tutkusunu anlatıyor.
Altının tarihin bilinen en eski çağlarından bu yana hem ilham kaynağı hem de yıkıcı bir güç olageldiğini; en güzel sanat eserlerini süslediğini, olağanüstü acımasızlıklara neden olduğunu, ekonomileri yıpratıp parçalara ayırdığını, kralların ve hükümdarların kaderini belirlediğini, en mağrur sahiplerini trajik sonlara sürüklediğini hepimiz biliyoruz. Bütün bu insanlar altına sahip olduklarını düşünüyordu, oysa gerçekte altın onlara sahip olmuştu. Altının gücü buydu. Tanrılara Karşı'nın yazarı Bernstein, Altının Gücü'nde bu kez bizleri Yason'un altın pöstekisiyle başlayan, Midas'tan Hz.Musa'ya, Kolomb'dan İnka İmparatoruna, California'daki altına hücum furyasından bugünün modern finans dünyasına kadar uzanan muazzam bir yolculuğa çıkarıyor.
Romantik efsanelerden çok, cüretkar araştırmalara dayanan, para ve iktidar mücadelelerinin tarihine eğilen Bernstein sonuç olarak altının gerçek önemi ve değerinin insan ruhunda uyandırmaya devam ettiği sonsuz ihtirastan kaynaklandığını ve bunun kendimizle ilgili gerçekleri ortaya çıkardığını öne sürüyor.
Su Diyarı
Graham Swift
Metis Yayıncılık, çev. Aslı Biçen
Çalıştığı okulda tarih dersi vermekten sorumlu olan ve tarihe, özellikle de Fransız Devrimi tarihine olan tutkusu yüzünden işini keyifle yapan Tom Crick, çok sevdiği karısının tümüyle yabancı biri haline gelmesiyle birlikte, öğrencilerine kendi şahsi tarihini anlatmaya başlar. Bu da, tarih derslerini ve onlara ayrılan ödeneği artık gereksiz bulmaya başlayan okul yönetiminin eline onu kovmak için arayıp da bulamadığı fırsatı verecektir.
Graham Swift bu belki de en başarılı romanında bize sulak düzlüklerin, Birinci Dünya Savaşı'nın ülkedeki akislerinin, bira üreticisi köklü bir ailenin ve sürekli sular altında kalan hayatların trajik öyküsünü anlatır. Ne var ki, geçmişle gelecek arasında mekik dokuyan bu masalsı anlatının, sırlarını birer birer ifşa ederek ulaştığı en büyük trajedi, öğretmenin kendi trajedisi olacaktır.
Kamusal tarih ile bir ailenin tarihinin nasıl iç içe geçebildiğini gösteren roman, 1983'te yayımlandığında büyük ilgi topladı ve geçen yıllarla birlikte giderek birçok Batı üniversitesinde çağdaş edebiyat, hatta tarih derslerinde okutulmaya başladı. Tarihin anlamı ve neden önemli olduğu üzerine kitap boyunca süren sorgulama, tarih felsefesine ilgi duyan okurların özellikle ilgisini çekecek nitelikte. Diğer yandan insanlığın cinayet, ensest, intihar gibi kadim temalarını müthiş bir üslup ve kurguyla ele alan, son derece etkileyici bir roman Su Diyarı.
Sekülerliğin Biçimleri
Talal Asad
Metis Yayıncılık, çev. Ferit Burak Aydar
Talal Asad, Ortadoğu başta olmak üzere dünyanın pek çok yerinde sert kamusal tartışmalar yaratan bir kavram olan laikliği ya da sekülarizmi, genellikle dinleri konu almış olan antropolojinin araştırma nesnesi haline getiriyor bu kafa açıcı kitabında. Wittgenstein'dan esinlenen bir perspektif benimseyen Asad, bu kavramın Hıristiyanlık ve İslam tarihi içinde izlediği gelişim sürecini izliyor: Din ve sekülarizm etrafındaki kavramlar "gramer"indeki değişikliklerin, bu tarih içindeki pratik değişiklikleri nasıl dile getirdiğini analitik bir biçimde serimliyor. Ona göre, dini ve seküler gibi kavramlar esasen sabit kategoriler değil, iç içe geçişler ve kopmalarla dolu devingen kategoriler.
Modern seküler anlayışların biçimlenişinde faillik ve acı kavrayışlarının, insanın acıyı ortadan kaldırma sorumluluğu hakkındaki fikirlerin çok önemli bir yeri olduğunu gösteren Asad, buradan işkence, zulüm ve savaş konusuna geçerek seküler devletlerde bunların nasıl meşrulaştırılabilmiş olduğunu inceliyor ("İnsan yaşamı kutsaldır, ama yalnızca devletin tanımladığı belirli bağlamlarda"). Ardından insan hakları anlayışının gelişimine değinerek, kimin insan sayıldığı kimin sayılmadığı noktasından hareketle Müslümanlara yönelik önyargıların ve ayrımcılığın altında yatan sömürgecilik mazisini, milliyetçilik-sekülarizm ilişkisini ve bunlarla bağlantılı sekülerleştirme çabalarını inceliyor.
Batı ve İslam düşüncesinde dinin yeri konusundaki yetkin araştırmalarıyla tanınan Asad'ın bu kitaptaki analitik, serinkanlı yaklaşımının, laiklik, sekülerlik, din gibi kavramlar konusunda tam bir kafa karışıklığının yaşandığı entelektüel ve siyasi ortamımızda hak ettiği ilgiyi görüp verimli tartışmalar yaratacağını umuyoruz.
Güç, Etki ve İkna
Richard Luecke
TÜRKİYE İŞ BANKASI YAYINLARI , çev. Turan Parlak
Güç, tarihte kötü amaçlar ve kişisel çıkarlar için de pek çok kez kullanıldığından, iktidar peşinde koşanlara şüpheyle bakılır, onlardan sakınılır. Oysa, kurumsal düzen güç olmaksızın işlemez. Gücün sağladığı potansiyel ile insanların davranış ve tutumlarını değiştirecek etkiyi üretiriz. İkna sayesinde de görüşleri, tutumları, davranışları tümden değiştirme şansı yakalarız. Böylelikle, hedeflerimizi gerçekleştirebiliriz.
Hedeflerinizin gerçekleşmesi için ihtiyaç duyduğunuz güç kaynaklarını nasıl elde edersiniz?
Kurum içi etkinizi nasıl artırırsınız?
Dinleyicilerinize uygun ikna tekniğini nasıl seçerseniz?
Daha etkili sunumları nasıl hazırlar ve sunarsınız?
Kurumunuzu ya da kariyerinizi etkileyecek kararlar alınırken etkin olmak için, her gün pek çok fırsat geçer elinize.
Bu fırsatları başarıyla değerlendirmeniz güç, etki ve ikna becerilerinizi etkili bir biçimde kullanmanıza bağlıdır.
Güç, Etki ve İkna, bu yeteneklerinizi tanımanız ve işlerlik kazandırmanız için size yol gösterecektir.
Yalancının Pokeri
Michael Lewis
Scala Yayıncılık, çev. Neşenur Domaniç
Tarih: 1980'ler Yer: Wall Street Oyunun Adı: Yalancının Pokeri
Michael Lewis Wall Street'in başlıca yatırım şirketlerinden biri olan Salomon Brothers'ta işe başladığında, Princeton'ı bitirmiş ve London School of Economics'ten henüz mezun olmuştu. New York'ta stajyer olarak işe başlayan Lewis, izleyen üç yıl içinde Londra'da tahvil satıcılığına yükseldi ve şirket adına milyonların peşinde koşarken, modern zamanların altında hucüm dönemini para kazanma fırsatına dönüştürdü. Yalancının pokeri o çarpıcı çılgın yılların doruğuna çıkıyor ve sahne arkasında Amerikan iş dünyasının özgün ve fırtınalı görünümü yer alıyor. Salomon Brothers'ın 41. kattaki işlem salonunun öğrenci birliklerindeki dostluğu andıran beraberliğinden, hırslı genç adamların blöf ve aldatmacayla dolu, yüksek oynanan bir oyunda her şeyi riske atmalarına neden olan vurguncu güdüsüne uzanıyor. Michael Lewis'in anlattıklarıyla, Yalancının Pokeri benzersiz hırs, açgözlülük ve acımasız bir servete ilişkin öğretici ve eğlenceli bir öykü.
"Kutsal kabul edilen konularda sık sık dil uzatan, eğlenceli ve hedefi 12'den vuran bir kitap." People
"Çok dikkat çekici ve canlı... Bir dönemi olduğu gibi tanımlayan nadir eserlerden biridir." Fortune
Masum Adam
John Grisham
Remzi Kitabevi, çev. Şefika Kamcez
Gerçek bir öykü, tamamen kurgu dışı bir belgesel kitap. Grisham, sayısız belge incelemiş, olayı yaşayan kişilerle görüşmüş, olayın yaşandığı mekânları gezmiş, ciltler tutan yeminli ifadeleri okumuş.
ABD Adalet sistemine ilişkin müthiş bir gerilim.
John Grisham'ın küçük bir kasabada adaletin yanlış işlemesinin yol açtığı korkunç sonuçları sorgulayan bu ilk belgesel romanı, aynı zamanda yazarın en olağanüstü polisiye gerilim anlatısıdır.
Eğer ABD'de bir insanın aksi kanıtlanıncaya kadar suçsuz sayıldığına inanıyorsanız bu kitap sizi çok şaşırtacak. Ölüm cezasının gerekliliğine inanıyorsanız bu düşüncenizi bir kez daha gözden geçirmek isteyeceksiniz. Ceza sisteminin adil olduğuna inanıyorsanız bu kitabı okuyunca büyük bir öfke duyacaksınız.
Kadınların Dünyası
(Le Monde des femmes)
Alain Touraine
Kırmızı Yayınları, çev. Mehmet Moralı
"Siz kimsiniz?" sorusuna, bugünün kadınları sırasıyla "ben bir kadınım," "ben kendimi kadın olarak inşa ederim" ve "bunu öncelikle cinsellik yoluyla yaparım" yanıtlarını veriyor.
Zaten en güncel tartışmalarla da beslenen kadınlar, bu çözümlemeye dayanak olan saha araştırmasının da ortaya çıkarttığı gibi, tutarlı bir betimlemeler ve uygulamalar evreninde yaşarlar; içinde yaşadıkları bu evren, erkeklerinkinden çok farklı gözükür, çünkü erkekler kaynakları aralarından bazılarının elinde yoğunlaştırıp emekçileri, sömürge halklarını, kadınları ve çocukları aşağı düzeylere indirgeyerek dünyayı fethetmişken, kadınların evreni benliğin yaratılması ve toplumun yeniden yapılandırılmasına yöneliktir. Simon de Beauvoir'ın sözleriyle, "yalnızca erkeklerin öteki'si" gibi tanımladıkları içindir ki, şimdi hem kendileri hem de erkekler için, kadınlar bedenle ruhun, özel yaşamla kamusal yaşamın, erkeklerle kadınların karşıtlığını aşmaya çalışıyorlar.
Kadınların da yardımıyla, benliğin inşasının karşısındaki dünyanın fethi projesi siliniyor. Bu koşullarda, onların gözlerimizin önündeki kültür ağırlıklı bu evrenin gelişine o kadar açıklık ve kararlıkla girişmiş olmaları şaşırtıcı olur mu?.
Afganistan'da Bir Jöntürk
Mısır Sürgününden Afgan Reformuna
Mehmet Fazlı
İş Kültür Yayınları, çev. Kenan Karabulut
Reformcu Afgan Emiri Habibullah Han'ın, ülkesinin gelişmesi için iyi yetişmiş Türk gençleri aradığı haberi, Mısır'da sürgünde bulunan Jöntürklere ulaşır. Mehmet Fazlı, bu davete uyarak Avusturya-Macaristan, Rusya, Azerbaycan, Türkmenistan ve İran üzerinden, maceralı bir yolculukla Kâbil'e gider. Takvimler yüz yıl kadar öncesini gösterirken, modernleşme hamlesine girişmiş olarak bulduğu Afganistan'a hayran kalır. Okullarda İngilizcenin yanında Türkçe de yabancı dil olarak okutulmakta; Türk eğitmenler ve subaylara büyük güven duyularak önemli yerler verilmektedir. Mehmet Fazlı'nın tanıdığı şehzadeler arasında geleceğin Türkiye ve Mustafa Kemal hayranı Amanullah Han da vardır.
Hrant'a... "Ali topu Agop'a at"
Editörler: Fahri Özdemir, Arat Dink
Kırmızı Yayınları, Metinlerin bazıları, Beril Eyüboğlu ve Mehmet Moralı tarafından Türkçe'ye çevrilmiştir
"Merhaba sevgili Hrant!.. Önce selam eder; büyüklerin ellerinden, küçüklerin gözlerinden öperim. Kim bu mektubu yazan diye boşuna düşünme; tanımazsın beni. Hiç tanışmadık ki!.. Belki de bu yüzdendir acılarımın başkalarına göre daha katmerli oluşu. Tanışmıyoruz, ama aynı yerde duruyoruz Hrant..."
İşte böyle başlıyor, aralarında Ahmet İnsel, Ali Nesin, Baskın Oran, Elif Şafak, Etyen Mahçupyan, Murat Belge, Murathan Mungan ve Ufuk Uras'ın da bulunduğu 93 kişinin Hrant Dink'e yazdığı mektuplardan oluşan ve Kırmızı Yayınlarından çıkan "Hrant'a... 'Ali topu Agop'a at'" başlıklı kitap
Devrimci Romantizm
Editör: Max Blechman
Versus Kitap, çev. Bilal Çölgeçen
Devrimci Romantizm, birbirleriyle iç içe geçen -aşağı yukarı iki yüzyıllık- kültürel ve siyasal yıkıcılık geleneklerini sorgulamaktadır. Sanatçıların, düşünürlerin ve devrimcilerin yazılarından oluşan bu zengin seçkide geçmişin atılımları yeniden hatırlatılıyor, bugünün ve yarının mücadeleleri yararına yeniden değerlendiriliyor. Kitap boyunca Novalis'in, Friedrich Hölderlin'in ve Friedrich Schelegel'in radikal duyarlılıkları ve Percy Bysshe Shelley'in, John Keats'in, Lord Byron'un ve William Blake'in son derece muhalif şiirleri üzerine yeni bir ışık tutuluyor. Jules Michelet'in toplumsal romantizmi, hayali, neredeyse yarı-dinsel genişliğinden dolayı övülüyor. Paris Komünü ise Karl Marx, Jules Valès ve Arthur Rimbaud tarafından tasvir ediliyor. Keza Marx'ın komünal topluluklar üzerine düşünceleri irdeleniyor, Fourier'nin ütopik topluluk projeleri üzerinde duruluyor. Alman dışavurumculuğunun ve anarşizmin bütünüyle unutulmuş serüvenleri yeniden hatırlatılıyor. Walter Benjamin'in ve Herbert Marcuse'un romantik bakış açıları, toplumsal düzeni mutlak yadsımaları kapsamı içine yerleştiriliyor, Ernst Bloch'un Mesihçi sosyalist romantizmi irdeleniyor. "Romantizmin sağa sola dolanan kuyruğu olan" gerçeküstücülük, bir isyana katalizörlük yaptığı Haiti'ye kadar izleniyor ve yirminci yüzyılın sonunda Guy Debord ve Sitüasyonist Enternasyonal romantik projenin tutkulu geri dönüşü olarak değerlendiriliyor.
"Dönüşen romantik gelenekle bağımızın sürdüğünü kabul eden bizlerin başka bir yere ait olduğumuza, basitçe entelektüel soldan ihraç edilmiş olabileceğimize dair bir fikir bir zamanlar insanların aklından geçmiş olabilir. Ama bu girişim başarısız olmuştur. Biz hala buradayız. Gitmeye niyetimiz yok." E. P. Thompson
"Biz halen buradayız ve solun şu anki kargaşası düşünüldüğünde, zamanımızın belki de şimdi geldiğini söyleyebilirim. Gerçek dünya, romantikleri düşlerinden ötürü uzun bir süre sanık sehpasına oturttu. Ama henüz sona ermemiş olan modernlik oyununda kimin yanılsamaya neden olduğuna yalnızca tarih mahkemesi karar verebilir." Max Blechman
Bellek Metaforları
Zihinle İlgili Fikirlerin Tarihi
Douwe Draaisma
Metis Kitap, çev. Gürol Koca
Hollanda'da ve çevrildiği ülkelerde büyük bir ilgiyle karşılanan Bellek Metaforları'nın temel sorusu şu: Bellek nedir? Bellek doğrudan tanımlanması çok güç bir yeti olduğundan felsefeciler ve psikologlar çağlar boyunca belleği anlamak için çeşitli metaforlara başvurmuşlar. Douwee Draaisma bu güzel kitabında okuru antikçağdan günümüze tarihsel bir yolculuğa çıkararak bu metaforları tanıtıyor. Mum tabletlerden kitaplara, fotoğraftan bilgisayarlara, hatta hologramlara, çağlar içinde bilgi depolamak amacıyla geliştirilmiş çeşitli teknik ve araçlardan türetilen bu metaforların nasıl kullanılmış olduğunu araştırıyor. Son derece net ve anlaşılır bir dille yazılmış bir bilim tarihi. Platon'dan günümüzün yapay zekâ tartışmalarına ve bilişsel psikoloji alanındaki son gelişmelere uzanan kitabın en özgün katkısı metaforların bilimsel bilgi üretiminde ne kadar önemli bir yeri olduğu saptaması. Genellikle varsayılanan aksine, görüyoruz ki, metaforlardan, yani dilin ve toplumsallığın kısıtlayıcı etkilerinden bütünüyle arınmış bir bilim dili üretme hayali her zaman için bir hayal olarak kalmış; metaforlar bilim insanlarını zaman zaman yanlış yönlendirmiş, bilginin gelişimini ketlemiş, ama aynı zamanda daha fazla bilgilenme isteğini körükleyen ufuk açıcı unsurlar da olmuşlar. Bellek gibi insanı insan kılan en temel zihinsel yetilerimizden birini konu alan bu çalışmayı sadece bilim alanında çalışan ya da bilime meraklı okurların değil, edebiyat okurlarının da ilgisine sunuyoruz.
Bilinç, Kullanım Kılavuzu
Adam Zeman
Metis Kitap, çev. Gürol Koca
Doğal bir oluşum olarak fiziksel ve biyolojik yasalara tabi olan beynimizde, nasıl olup da bilinç ortaya çıktı? Hangi biyolojik mekanizmalarla ortaya çıktı? Ya da insan bilinci ne işe yarar? "Bilinç İncelemeleri" alanı bu sorulara cevap arıyor. Son yıllarda farklı disiplinlerden -klasik bilim dallarının yanı sıra sinirbilim, bilgisayar bilimi ve genetikten, ayrıca zihin felsefesinden ve fenomenolojiden- yararlanan geniş bir araştırmacı topluluğunun bu alandaki çalışmaları şimdiden çok etkileyici bir literatür yarattı. Bilinç, Kullanım Kılavuzu bu yeni araştırma alanıyla tanışmak için ideal kitap. Araştırmacılara olduğu kadar meraklı okura da hitap eden kitap, "bilinç" teriminin farklı anlamlarını açıklayan bir bölümle açılıyor, sinir sistemi ile beynin anatomik yapısı ayrıntılı bir biçimde anlatılıyor. Sinirbilimin şaşırtıcı bulgularının, insanın farkındalık halinin temelinde yattığı düşünülen iki alandan kaynaklandığını öğreniyoruz: Uyku-uyanma bilimi ile görme bilimi. Kitabın bu bölümlerinde epilepsi, körgörü, halüsinasyonlar gibi çeşitli bozukluklar anlatılırken, okurun bilincin işleyişini daha yakından kavramasına imkân tanıyan vaka hikâyelerine de yer veriliyor. İnsan bilincinin evrimini, insan kültürünün evrimiyle birlikte anlatan kapsamlı bir bölümden sonra, halihazırdaki bilinç kuramları, bilincin nasıl olup da deneyim üretebildiğiyle ilgili felsefi tartışmalar konu ediliyor. Beyin, beyin üzerine düşünüyor: Evrenin en hayret uyandırıcı bilimsel meselesinin tam da hiç sorgulamadan her gün "kullandığımız" kendi bilincimiz olduğuna ikna oluyoruz bu kitabı okurken.
Kudret Körlüğü
Michael Scheuer
Arkadaş Yayınları, çev. Burcu Duman
22 yıl CIA'de görev yapan ve Bin Ladin'in izini sürmekle görevli özel bir birimin başkanlığını 3 yıl boyunca yürüttüğü için Batı dünyasında El Kaide konusundaki en bilgili isim olarak kabul edilen Scheuer, Kudret Körlüğü kitabında Bush yönetiminin Irak ve El Kaide'ye yönelik politikasına sarsıcı eleştiriler getiriyor. Bin Ladin ve El Kaide sorununun başlangıcı ve boyutlarını, istihbarat örgütünün bu tehditle mücadele yöntemini gizli bilgi ve belgeler, kamuya açık dosyalar ve araştırmalardan elde edilen bulgulara başvurarak ayrıntılarıyla ortaya koyup, sert eleştirilerini tek tek sıralıyor.
Paravanlar
Jean Genet
Ayrıntı Yayınları, çev. Sosi Dolanoğlu
Batılı sömürgeciler, lejyonerler, askerler, Araplar, mücahitler, hırsızlar, orospular, ağlayıcı kadınlar, hainler, ölüler... Yüzleri boyalı, maskeli, takma saçlı, takma burunlu... Genet'nin tiyatrosunun temelini oluşturan kılık değiştirme, kendini maskeleme, gerçeğin yerine suretini geçirme, 1961 tarihli son oyunu Paravanlar'ın da temel taşlarıdır. Savaşta geçen bir maskeli balo diyebiliriz Paravanlar için. Bu savaş, Genet'nin bize tuttuğu aynadan yansıyan savaşın suretidir. Bu aynada, hayatını ve eserini belirleyen kavramların; kötülüğün, ihanetin ve en çok da ölümün suretini gösterir bize. Paravanlar, onun ölüme ve ölülere yaklaşım tarzının bir ifadesidir. Hatta oyun metninde yer alan açıklamalarında, oyunun bir mezarlıkta sahnelenmesi gerektiğini söyler. Fakat burada kasvetten, yastan, ölümün ağırlığından eser yoktur, yaşamdan ölüme, kahkahalar eşliğinde, ortada mesele yapılacak bir şey olmadığı söylenerek geçilir. Paravanlar ölüme ve ölülere adanmış eğlenceli bir şenlik, bir maskeli balodur. İlk kez 1961'de Berlin'de sahnelenen Paravanlar, 1966'da Paris'te Roger Blin yönetiminde sahnelendiğinde, muhafazakâr kesim şiddetli bir tepki göstermiş, oyunun yasaklanması ve tiyatroya ödeneğin kesilmesi yönünde Millet Meclisi'ne önergeler verilmiştir. Paravanlar'ın bunca tartışmaya yol açmasının sebebi, Fransa'nın Cezayir konusundaki "hassasiyet"ine dokunmuş olmasıdır. Gerçi oyunda bir kez bile Cezayir'in sözü edilmez. "Görünür dünyayı, insanların yaptıklarını fazlasıyla birebir yansıtan bir tiyatronun kasvetli hüznü"ne karşı bir "gölge tiyatrosu"nun hayalini kuran Genet de, Cezayir Savaşı'nın Paravanlar'a bahane oluşturduğunu kabul etmekle birlikte, oyunun doğrudan Cezayir Savaşı'yla ilgili olmadığını söyler. Ama yine de "bozgunculuğunu" yapmış, toplumun riyakârlığını suratına çarpmak için yine "işkencecisinin dili"ni mükemmel bir şekilde kullanarak bir yeraltı edebiyatı başyapıtı daha ortaya koymuştur.
İstanbul Yolcuları
Esther Heboyan
Aras Yayıncılık, çev. Sosi Dolanoğlu
Aras Yayıncılık tarafından yayımlanan İstanbul Yolcuları, kırdan kente göçle ve modernleşmeyle gelen büyük değişimin hemen öncesindeki, bugün artık sadece soluk izleri kalmış bir İstanbul'a ait öykülere yer veriyor. 1955'te İstanbul'da doğan yazar Esther Heboyan, öykülerinde Ermenilerin, Türklerin, Rumların, Yahudilerin bir arada yaşadığı kentin o eski mahallelerinde gezinirken, ailesinin ve komşularının yaşayışını, özlemlerini, yoksunluklar içindeki mutluluklarını, iyi bir fotoğrafçıya has keskin sezgilerle resmediyor. O fotoğraflarda, her şeyden önce sıradan, herkes gibi etten kemikten yapılmış insanın yaşayışı var. Kameranın objektifi, kâh el attığı hiçbir işte dikiş tutturamayan bir esnafa, kâh Elizabeth Taylor hayranı bir ev kadınına, kâh henüz okul çağına bile gelmemiş küçük bir kız çocuğuna yöneliyor. Sevdiklerini ekmek parası uğruna bırakıp Almanya'ya işçi olarak gidenleri, özene bezene hazırladığı çeyizi birdenbire ortadan kaybolan genç kızı, mahalle sütçüsüne borcunu ödeyemediği için evinden çıkamayanları, bir türlü doğru telaffuz edilemeyen Ermenice isimleri, gurbette insanın içini sızım sızım sızlatan İstanbul hasretini yansıtan bu öyküleri okurken, çeşitli siyasi gerginliklerin mahalle hayatının havasını ağır ağır kirletmeye başladığına da tanık oluyoruz. Henüz sekiz yaşındayken ailesiyle birlikte İstanbul'dan ayrılan ve daha sonra Fransa'ya yerleşen Heboyan, kitabının Türkçe baskısı için yazdığı önsözde söylediği gibi, "belki de annesini ve babasını son bir defa konuşturmak için" yazdığı öyküleriyle, kırk küsur yıl ve binlerce kilometre öteden, İstanbul'a hem dokunaklı hem de muzip bir mektup yazıyor. Fransızca basımı Passagers d'Istanbul adıyla 2006'da Marsilya'da yapılan İstanbul Yolcuları dokuz öyküden oluşuyor. Türkçe baskıda, yazarın Türkçe olarak kaleme aldığı bir önsöz ve yaşamından çeşitli kesitleri yansıtan bir fotoğraf albümü de yer alıyor.
Türkiye'de Siyasal Sistemin Evrimi (1876-1980)
Kemal H. Karpat
İmge Kitabevi, çev. Esin Soğancılar
Kemal Karpat'a göre, Türkiye'nin modern siyasal sistemi sürekli olarak değişen dinamik bir sosyoekonomik yapı ile dışarıdan alınmış statik anayasal modeller arasındaki karşılıklı etkileşimin ürünüdür. Periyodik olarak yapılan anayasa değişiklikleri sadece toplumsal yapıdaki hızlı değişimin değil, aynı zamanda bu yapı ile iç politika arasındaki temel uyumsuzluğun sonuçlarıdır. Elinizdeki kitapta, Türkiye'nin 1876'dan 1980'e uzanan uzun yüzyılının sosyopolitik ve sosyokültürel panoraması sunuluyor. 1876'da anayasal parlamenter düzene atılan ilk adımın ardından II. Abdülhamit'in mutlak iktidarı, sonra Jön Türk Devrimi, Cumhuriyet, CHP'nin tek parti iktidarı, çok partili yaşam, 1960 darbesiyle başalayan demokrasi kazaları...Her bir dönemde yaşananların tohumlarının bir önceki dönemde adım adım nasıl atıldığı, yazarın Türk toplumuna ilişkin ilginç tezleri, gözlemleri, anektodlar ve belgelerle zenginleştirilerek analitik biçimde ortaya konuluyor. Türkçülük, halkçılık, devletçilik, laiklik ilkelerinin geçirdiği evrim, seçkinlerin toplumsal kökenleri, Türkiye'nin toplumsal ve siyasal tarihinde ordunun yeri özgün bir bakış açısıyla irdeleniyor. Kemal Karpat, bu serüvenin dönüm noktalarını dinamik bağlantılarıyla gözler önüne seriyor.
Efsaneler Amblemler İzler, Morfoloji ve Tarih
Carlo Ginzburg
Kırmızı, çev. Mehmet Moralı
Uzun yıllardır sabbat üzerine sürdürdüğüm araştırmalar sırasında, tarihsel değil morfolojik bir yöntem benimsediğimi birdenbire fark ettim. Çeşitli kültürel ortamlardan kaynaklanan ve biçimsel bağlılıklara dayanan efsaneleri ve inanışları toparlıyordum. Yüzeysel kimliklerin ötesinde, derin benzeşiklikler fark ediyordum (ya da en azından fark ettiğimi sanıyordum)... Bilinen tarihsel bağlar bana yardımcı olamazdı, çünkü bu efsaneler ve inanışlar çok daha uzak bir geçmişe dayanıyor olabilirdi. Morfolojiyi, tarih bilgisinin alışılmış araçlarının erişemeyeceği tabakalara ulaşmak için bir sonda gibi kullanıyordum." der Carlo Ginzburg. Burada bir araya getirilen sekiz deneme, bu araştırmanın ifadesidir: Cadılık ve Halk İnanışları, A. Warburg'dan E. H. Gombrich'e, Yüksek ve Alçak (16. ve 17. yüzyıllarda yasak bilgi konusu), Tiziano, Ovidius ve 16.yy'da Erotik betimlemenin kodları, İzler, Cermen Mitolojisi ve Nazizm, Freud, Kurt-Adam ve Kurtadamlar, Antropolog olarak Engizisyon yargıcı. Seçilen yöntem nihayetinde tarihsel olmaktan çok morfolojik de olsa, bu makalelerde gene de Ginzburg'un çalışmalarını çekici ve şaşırtıcı kılan açıklayıcı ayrıntının, bir soruşturma tarzındaki biçimlendirmenin tadını bulabiliriz.
Aşkta Kendin Olmak
Susan M. Campbell
Güzeldünya Kitapları Basım Yayın, çev. Beril Devlet
Sizce de yeterince oynamadık mı? Bazen onu kazanmak için, bazen de onu kaybetmemek için... Sonuçta işe yaradı mı? Hayır! Başkalarına kendimizi yakınlaştırmaya çalışırken, aslında kendimizden uzaklaştık! Bildiğiniz tüm aşk oyunlarını unutun! Bu kitap, bir yandan kendiniz olurken, diğer yandan aşkı bulmanın yollarını zekice gözler önüne seriyor. İşaret ettiği yöntem basit, etkili ve aydınlatıcı. Aşkı bulmak, sevmek ve sevilmek istiyorsanız "Aşkta Kendin Olmak" tam size göre!
Yokoluş
Ray Hammond
İstiklal Kitabevi, çev. Bilal Çölgeçen
"Yıl 2055. Dünya, küresel ısınmanın ve denizlerin yükselmesinin yarattığı ciddi sorunlarla uğraşmaktadır. Dünyanın göreceli olarak alçak bölgeleri sular altında kalmış, yurtları sular altında kalan insanların bir kısmı açık denizlerde yaşamak için hurda gemilerden oluşan yaşam alanları yaratmışlar, zorlu bir yaşam mücadelesi sürdürmektedirler. "Bu arada gelişmiş zengin ülkelerin keyfi yerindedir. İleri uzay teknolojilerinin yardımıyla geliştirdikleri iklim yönetimi teknolojileri sayesinde dünyanın geri kalan bölgelerinde yaşanan trajedilerden uzak kalmayı başarmışlardır. Ama elbette yaşanan bu adaletsiz duruma uygar dünyada karşı çıkan kişi ve gruplar da vardır. "Olayların doğal seyri bu doğrultuda devam ederken birdenbire dünyanın çivisi çıkmış gibi doğal felaketler birbiri ardına patlak vermeye başlar. Zincirleme bir tepkime başlamış gibi yanardağ patlamaları, depremler, tsunamiler birbirini izler. İnsanlığın sonu mu gelmiştir? Bütün bu olanların bilimsel bir açıklaması var mıdır? İnsanlık kendi sonunu kendi mi hazırlamaktadır? "Geleceğe yönelik öngörü ve çalışmalarıyla tanınan İngiliz fantastik bilim - kurgu yazarı Ray Hammond, okuru, bir gerilim filmi izlemenin yaratacağı keyifle yanardağ kraterlerinden ultra modern araştırma merkezlerine, kentsel mekanlardan uzay istasyonlarına kadar değişik pek çok ortamda dolaştırarak 2055 dünyasının görsel bir panoramasını çiziyor ve küresel ısınma ve küresel ısınmaya karşı geliştirilen teknolojik buluşların, insanların başına açabileceği olası sorunlar üzerinde duruyor. Yazar, bütün bu karmaşık tabloyu, gerilim yüklü bir kurguyla birleştirerek okurun elinden hiç bırakmadan soluk soluğa okunabileceği yaklaşık 480 sayfalık dev bir eser meydana getirmiştir. "Bilim, bilim - kurgu ve gelecekbilim konularından hoşlanan, en ileri bilimsel teorilerle tanışıp yerkürenin ve çağdaş teknolojinin gelişme dinamikleri hakkında genel bir fikir edinmek isteyen, okurlara tavsiye ederim."
Karolina'nın Piçi
Dorothy Allison
Karakutu Yayınları, çev. Zeynep Ertan
Ruth Anne Boatwright, Güney Karolina Eyaleti'nin Greenville kentinde büyükannesi, teyzeleri ve dayılarından oluşan büyük bir ailede, annesinin hamileyken geçirdiği bir trafik kazası sonucunda dünyaya gelmiştir. Ailede eksik olan bir tek babasıdır. Annesinin ağzından hiçbir zaman duyamadığı babasının hikayesinin gizemi ve annesinin evlenip mutluluğu bulduğu Lyle Parsons ile birlikte yaşadığı huzurlu bir dönemin ardından ikinci bir trafik kazası ile hayatı yeniden değişir. Ancak bu defa annesinin aşık olduğu adam, hepsinin hayatını dönüşü olmayan bir yola sokacaktır.
"Olağanüstü bir ilk roman; bu harika, akıcı, hüzünlü ve cesur hikaye, yazarın onuncu romanı da olsa seçkin bir roman olurdu."
- Booklist
"Eğer gerçekleri okumaktan korkmuyorsanız, eğer aile içi şiddet ve ensest ilişkiler içinde büyüyüp yine de şaşırtıcı biçimde sağlam bir insan olarak kalmanın gerçekten nasıl olduğunu öğrenmek istiyorsanız, bu kitabı alın."
- Southern Voice
Sıradan Hisseler Sıradışı Kârlar
Philip A. Fisher
Scala Yayıncılık, çev. Neşe Nur Domaniç
Sıradan Hisseler Sıradışı Kârlara Övgüler "Sıradan Hisseler Sıradışı Kârlar adı kitabını okuduktan sonra Phil Fisher'i arayıp buldum... Onunla tanıştığımda fikirleri kadar kendisinden de etkilendim. Phil'in tekniklerini kullanarak işi eksiksiz öğrenmek...akıllı yatırımlar yapmayı mümkün kılıyor..."
-Warren Buffett
"Kamuoyunun pek tanımadığı, röportajlara nadiren katılan ve çok az müşteri kabul eden Phil Fisher, buna rağmen en üst düzey yatırım profesyonellerince okunup, inceleniyor... Fisher'in benimsediği yatırım ilkeleri üzerine kafa yormak, Warren Buffet gibi herkese kazandıracaktır."
- James W.Michaels, Forbes editörü
"Kendi nüshamda [Sıradan Hisseler Sıradışı Kârlar] birçok yerin altını çizdim ve yandaki boşlukları aldığım notlarla doldurdum."
- John Train , Dance of Money Bees'in Yazarıı
Phil A.Fisher kariyerine 1928 yılında menkul kıymet analisti olarak başladı ve 1931'de yatırım danışmanlığı firması olan Fisher & Company'yi kurdu. Modern yatırım teorisinin öncülerinden biri olarak tanınmaktadır.
Beyaz Kaos
Ken Follett
İnkılap Yayınları, çev. Gökçe Köse
Medikal terörizm, zamana karşı yarış... Karmaşık, bıçak gibi keskin bir dram...
Kar, Noel öncesi kuzey bölgelerinin tümünü kaplamıştır. Birçok insan, uzaklarda oturan ailelerinin yanına gitmeye çalışmaktadır. O sırada İskoç medikal araştırma şirketinin sahibi Stanley Oxenford, geliştirdiği bir ilaç üzerinde çalışmalarını sürdürmektedir, ve kendisi için birçok şey bu ilaca bağlıdır. Stanley'in oğlu Kit ise ilacın getireceği kazanca çoktan göz koymuştur bile; ancak Kit'in suç ortakları basit bir hedef yanıltmayla ilacı değil, ölümcül bir virüsü ele geçirirler.
Laboratuvarın güvenlik şefi Toni Gallo, çok yakında büyük bir kabusla karşılaşacağının henüz farkında değildir. Hızını artıran fırtınayla beraber Beyaz Kaos, dünyayı bir çıkmaza sürükleyecektir.
Öldürme Sanatı
Norbert Gstrein
Can Yayınları, Çev. Ogün Duman
"İnsan savaşa sadece gözlemci olarak katılabilir mi, yoksa gözlemci olmaktan fazlası mı söz konusudur hep?" Norbert Gstrein, bir Alman muhabirin artık haritalardan silinen Yugoslavya'daki varoluş nedenini sorguluyor Öldürme Sanatı'nda. Savaşta gözlemci olmanın nesnel olmakla aynı anlamı taşımadığını, tarafsız kalmanın, hatta tarafsız olmanın bile mümkün olmadığını gözler önüne seren Öldürme Sanatı, savaşa ilişkin doğru sorular soran bir yapıt. Norbert Gstrein, bazen sessizce ima etmekle yetindikleri, bazen de açıkça dile getirdikleri nedeniyle Alman edebiyat çevrelerinde yoğun tartışmalar yaratan Öldürme Sanatı'nı, 1999'da Saraybosna'da keskin nişancılar tarafından öldürülen Stern muhabiri Gabriel Grüner'e ithaf etmiş. Öldürme Sanatı, daha önce İngiltere Yılları ile tanıdığımız Avusturyalı yazar Norbert Gstrein'ın Can Yayınları'ndaki ikinci kitabı.
Delikanlı
Julian Davies
İstiklal Kitabevi, Çev. Cumhur Orancı
Gecelerden bir geceydi. Kadın otele doğru yürümeye koyulduğunda, yine her zamanki gibi, sokaklarda bir insan kalabalığı vardı. Bu kalabalığın diğer kalabalıklardan bir farkı yoktu aslında, o çocuk dışında. Çocuk, metroya inen merdivenlerin hemen başındaki duvarda oturuyordu. Kadın çocuğa uzaktan bir göz attı. Oğlanın dudağından ucu yanık bir sigara sarkıyordu. Kadın bir yandan çocuğa yaklaşıyor, bir yandan da çocuğun yüzüne bakıyordu. Çocuğun diri bir yüzü vardı, burnu havalarda, ama yakışıklıydı. Çocuk kadını gördü ve gülümsedi. Fakat bu gülümseme kadına çok yabancı geldi, sanki bir anlaşmanın işareti gibi bir şeydi, çaktırmadan, kişisel; o ve çocuk, derin sessizlikte üstü örtülmesi gereken bir eylemi gerçekleştirecek ortaklarmışçasına. Suç sayılmasa bile, toplumda kabul görmeyen bir şeyi. Yoksa kadın öyle mi sanmıştı? Delikanlı, erotik aşkı yoğun biçimde anlatan ve unutulmaz bir sonla biten bir roman.
Hurafeler, Yalanlar ve Akıl Almaz Aptallıklar John Stossel
Dharma Yayınları, Çeviri: Güzin Beril Devlet
Kadınlar erkekler kadar iyi şoför değildir DDT hayat kurtarır Küresel ısınma dünyayı yok edecek Kendi Çöplüğümüzde boğulacağız Çocuk sahibi olmak evlilik kurtarır Cevabı patlatmadan önce bir kez daha düşünün! Hurafeler, Yalanlar ve Akıl Almaz Aptallıklar size sıkı bir zihin jimnastiği yaptıracak. Ödüllü programcı John Stossel bize, çarçabuk inandıklarımızın genellikle yanlış olduğunu gösteriyor. Bu kitapla düşüncelerinizi kışkırtacak olan Stossel, doğruları bulmanızı sağlayacaktır.
Dünya-Tarihinin Sınırında Tarih
Ranajit Guha
Metis Kitap, Çeviri: Erkal Ünal
Sömürgecilik-sonrası tarihyazımını besleyen en önemli akımlardan biri diyebiliriz Madun Araştırmaları (Subaltern Studies) için. Grubun kurucu isimlerinden Hintli tarihçi Ranajit Guha'nın, Avrupamerkezci tarih felsefesi yaklaşımını eleştiren bu kitabı, tarihyazımını derinden etkileyerek haklı bir ün kazanmış, yakın zamanların klasikleri arasına girmiştir. Birçok ülkenin tarihinin, Batılı tarih felsefesinde kendine dayanak bulan emperyalist amaçlarla yazıldığını, bazı halkların "tarihsizliğe" layık görülerek bütünüyle yok sayıldığını, birilerinin tarihin hikâyelerinden sürekli dışlandığını biliyoruz. Guha'nın açtığı yolun önemi, tarihten dışlanmış madunları tekrar tarih sahnesine dahil etmenin yöntemini araştırmış olmasıdır. Guha, insanlık tarihini devlet ve imparatorlukların, büyük adamlar ve çatışan medeniyetlerin herhangi bir ahlâki kaygı güdülmeksizin tutulan kayıtlarına indirgemekle suçlar tarih felsefesini ve "tarihsizler"in tarihin aktörleri haline gelebilecekleri farklı bir tarihçiliğin koşullarını tartışır. Avrupamerkezci ve devletçi Dünya-tarihi anlayışının çizdiği sınırların ötesine geçebilmek için ne yapmalı? Tarihçiler anlatılarını, "tarihsiz halklar"ın geçmiş deneyimlerini ve gündelik hayatın tarihselliğini içerecek hale nasıl getirebilirler? Yazar tarihçilerin bunu en başta edebiyattan öğrenebileceklerini ileri sürüyor. Ünlü Hintli şair Tagore'un kitapta ek olarak yer alan "Edebiyatta Tarihsellik" yazısında savunduğu "tarihçilerin indirgeyici yaklaşımları karşısında yaratıcı bireyin kendine özgü tarihselliği" fikrinden hareketle, tarihçileri başka bir tarih yazmaya çağırıyor: Hegel'in başta ortaya attığı, ardından "tarihin nesri"ne kurban ettiği "dünyanın nesri"ne gerçekten açık bir tarih...
Toplumsal Cinsiyet ve Bilim Üzerine Düşünceler
Evelyn Fox Keller
Metis Kitap, Çeviri: Ferit Burak Aydar
Bilimin temel direği sayılan nesnellik ve akıl neden erkeklere mal edilir de, kadınlara öznellik ve duygusallık yakıştırılır? Nesnellik-öznellik, akıl-duygu ikicilikleri, bilim dilini ve bilimsel araştırma yöntemlerini nasıl etkilemiştir? Matematiksel biyolog ve feminist düşünür Evelyn Fox Keller'ın yirmi yıl önce ilk yayımlandığında feminist düşünce ve bilim felsefesinde çığır açan çalışması Toplumsal Cinsiyet ve Bilim, işte bu sorulara yanıt arıyor. Platon'un ve modern bilimin kurucusu sayılan Francis Bacon'ın bilgi kuramlarında bilme edimi ile cinsiyet ilişkilerinin izini süren Keller, bugün doğaya salt bir tahakküm nesnesi olarak yaklaşan zihniyetimizin beslendiği kaynakları son derece zihin açıcı bir analizle gösteriyor. Keller'ın asıl meselesi cinsiyetlendirilmiş bir bilim anlayışından sıyrılmak için ne yapılması gerektiği. Bilime hâkim olan ideolojinin dışarıdan değil, içeriden, bu tartışmaları yürüten insanlarca değiştirileceğini vurgulayan Keller, bilimin erkek işi olarak görülmesine meydan okuyarak genetik alanında yaptığı çalışmalarla tarihe geçmiş biyolog Barbara McClintock'un hayat hikâyesiyle, teknolojik devrimden gözlerimiz kamaşmış bir halde her geçen gün unutuşa terk ettiğimiz bir gerçeğe dikkat çekiyor: Gerçek bir bilme ediminin yolu, sırlarına vakıf olunmak isteneni parçalarına ayırıp kontrol altına almaktan değil, bitmek tükenmek bilmez bir sevgi ve sabırla gözleyip farklılıklarının kaynağını araştırmaktan geçer.
Tenimdeki Ülke Nikaragua
Geoconda Belli
Metis Kitap, Çeviri: Beril Eyüboğlu
"Şair ve romancı Gioconda Belli sıradan bir anı kitabı yazmamış. Bu kitap Kuzey'i ve Güney'iyle Amerikan tarihi hakkında; devrim tohumları ve iktidar hakkında; yaşam ve ölüm sarmalındaki bir kadının, tükenmeyen bir umutla özgürlük ve aşka adanmış hayatı ve seçimleri hakkında. Romantik bir hayat izlenimi verse de, bir realistin gücü ve berraklığıyla yazılmış." -Adrienne Rich 1979'da dünyanın her yanında, devrimciler tarafından umut ve sevinçle karşılandı Nikaragua devrimi. Önderlik kadrosunda orta sınıftan iyi eğitimli gençlerin yer alması nedeniyle "Çocukların Devrimi" diye adlandırılan bu ayaklanma, önceki devrimlerin bildik kalıplarını birçok açıdan değiştirmişti. İktidarın devralınmasından sonra ABD'nin gizli ve açık desteğiyle yürütülen her türlü baskıya on iki yıl direndi. Varlıklı bir ailenin kızı olan şair Gioconda Belli, ülkesindeki adaletsizliğe isyan ederek devrime katılmıştı. Aşklarını, yaşadıklarını ve iç çatışmalarını açık yüreklilikle aktardığı anıları için şunları söylüyor: "Hiçbir değere bağlı kalmamamızın vaaz edildiği, kolayca yılgınlığa kapıldığımız, inancımızı yitirdiğimiz ve hayallerimizi inkâr ettiğimiz bugünlerde hayatı -hatta ölümü- değerli kılan türden bir mutluluğu savunmak için yazdım bütün bunları."
Mısır Kâşifi
Arthur Phillips
Metis Kitap, Çeviri: Aslı Biçen
Birinci Dünya Savaşı sonrası, 1920'de Mısır'da geçen sürprizlerle dolu bir hikâye. Ralph Trilipush, çocukluğundan beri Eski Mısır tarih ve arkeolojisinin ateşiyle yanan bir İngiliz Mısriyatçı. Onun keşfetme arzusunun, yükselme ve ün kazanma hırsının vardığı boyutları, yazdığı günlüklerden takip ediyoruz. Diğer kahramanımız, Harrold Ferrell, incelediği vaka uğruna bütün dünyayı dolaşmayı göze alan, Avustralyalı çok bilmiş bir dedektif - onun maceralarını ise mektuplarından öğreniyoruz. Trilipush, büyük bir hayranlıkla bağlandığı Atum-hadu adındaki hayli şaibeli eski Mısır kralının mezarını bulup çıkartmanın peşinde. Onun bu uğurda yaşadığı zorlukları, sanki bir labirentteymişiz duygusu veren bir kurguyla anlatan roman, diyebiliriz ki şimdiye kadar yazılmış en görkemli sonlardan birine kavuşuyor: Çok başarılı çizilmiş iki müthiş karakterden söz ediyoruz, üstelik aynı kadına âşık iki karakterden... Arthur Phillips, son yılların en heyecan verici yazarlarından biri. Daha önce yayımladığımız Prag'dan sonraki ikinci romanı Mısır Kâşifi de şimdi Türkçede. Klasik anlamıyla tarihi roman nitelemesini reddeden, ama diğer yandan Mısır tarihi ve Mısriyatçılığa dair zengin ayrıntılarla dolu olan bu romanı seveceğinizi düşünüyoruz. Tam okumanın keyfi için okunacak kitaplardan.
Ölüm Vuruşu
Elmore Leonard
Doğan Kitap, Çeviren: Cumhur Orancı
Dehşete kapılmış bir çift ile acımasız katiller arasındaki takibi anlatan yazar, ustalıkla kurguladığı hikâyesiyle okuru son satıra kadar ayakta tutuyor.
Hızlı ve nefes kesici kurguya sahip olan "Ölüm Vuruşu" muhteşem bir finalle son buluyor.
Carmen Colson ve demirci eşi Wayne tesadüfen bulundukları bir emlakçı dükkânında azılı katillerin hedefi haline geliyorlar.
Michigan'ın bu tenha yerinde, polisler bile Carmen ve Wayne'e yardım konusunda çaresizdirler. Federal Polis de çifte Tanık Koruma Programı'nı önermekten başka bir katkıda bulunamaz.
Çift, tüm bu gördüklerinin ve başlarından geçenlerin bedelini fazlasıyla ödeyecektir.
Roman, bir kadın, kocası, iki katil ve öldürücü bir darbenin etrafında nefes kesici bir hız ve karşı konulmaz bir heyecanla akıp gidiyor.
Leonard, sıradışı konuşmalar yaratmada öyle yetenekli ki, romanı Toronto'dan Detroit'e, Michigan'dan Ohio'ya kadar sürükleyerek hikâyenin neredeyse tamamını karakterlerin diyaloglarıyla ve düşünceleriyle anlatıyor.
Gitmek
Tahar Ben Jelloun
Merkez Kitaplar, çev. Işık Ergüden
Faslı genç Azel'in tek hayali, yolsuzlukların, yoksulluğun, yobazlığın ve adaletsizliğin eline düşmüş ülkesini terk edip İspanya'ta gitmektir. Gündüzleri radikal dincilerin görevlendirdiği "adam toplayıcılar"ın vaatlerini dinlerken, geceleri rüyasında denizi aşıp İspanya'ya gittiğini görür. Tam da ülkesiyle ilgili bütün umutlarının tükendiği bir noktada Miguel'le tanışır. Miguel, gen adamın hayallerini gerçekleştirebilecek güce sahip, üst sınıftan, eşcinsel bir İspanyol'dur. ancak Azel'in hayallerini gerçekleştirmesinin bir bedeli olacaktır... Fas asıllı Fransız yazar Tahar Ben Jelloun, Gitmek'te Azel'in, kız kardeşi Kenza'nın, onun Türk sevgilisi Nâzım'ın ve Doğu'yla Batı'nın ezeli çatışmasının kurbanı olan nicelerinin buruk hikâyelerini anlatıyor.
60 Yıl Sonra Auschwitz
Annette Wieviorka
İletişim Yayınları, çev. Işık Ergüden
Auschwitz... Nazi zulmünün en somut hale geldiği birkaç yerden biri... Bugün halka açık; insanların gelip anılarını yaşattığı, yaşanılan vahşeti hiçbir zaman unutmamak için ziyaret ettikleri bir çeşit hac yeri. Yine de artık tarihi gerçeğinden, yani Yahudilerin sistematik olarak katledildiği bir kamp oluşundan kopuk, sadece sembolik bir anlam taşıyor... Annette Wieviorka ise bu kitapta Auschwitz'i inşaatından başlayarak, adım adım tarihi gerçekliğine geri döndürmeye çalışıyor. Başta Yahudiler, kadın, erkek, genç, yaşlı, çocuk bir milyondan fazla insanın yok edildiği kampın gelişimini, büyümesini, kısaca işleyişini gözler önüne seriyor. Öldürme ve yok etme mekanizması yetersiz kaldıkça yeni gaz odaları ve krematoryumların inşası için kullanılan esirleri, bu esirlerin kampa alınış prosedürünü, numaralanmasını, damgalanmasını, geçmişe ve orada bulunanların tanıklıklarına dönerek aktarıyor... İnsanlığın utanç sayfalarınan birinin unutulup gitmemesi için...
Şeytan Sofrası: Finansal Spekülasyonlar Tarihi
Edward Chancellor
Scala Yayıncılık, çev. Neşe Nur Domaniç
Şeytan Sofrası on yedinci yüzyıldan günümüze kadar borsa spekülasyonları tarihini canlı, orijinal ve ilginç bir dille anlatıyor. Edward Chancellor spekülatif ruhun köklerini bulmak için eski Roma'ya kadar geri gidiyor ve modern dünyada yeniden canlanışını kayıt altına alıyor: 1630'ların Hollanda'sındaki Lale skandalından. Londra Borsası'ndaki ( bir şişe şarap açık artırmada ' bir parmak mum' karşılığında satılıyordu) ' borsa simsarlarına' ve Sir Isaac Newton'un '' Gök cisimlerinin hareketlerini hesaplayabilirim ama insanların çılgınlığını asla...'' yorumuna neden olan 1720'lerin dillere destan Güney Denizi Balonuna doğru ilerliyor. Otoyol soygunları ve '' kadın iffetinin sigortalanması'' dahil büyük riskler yüklenen brokerleri, para gibi dolaşıma giren kredi senetleri ve piyango biletlerini anlatıyor; Alexander Pope ve Benjamin Disraeli'den Ivan Boesky ve Hillary Clinton'a kadar akıllı ve akılsız yatırımcıların hikayelerini aktarıyor. Şeytan Sofrası, Yaldızlı Çağ'dan Kükreyen Yirmilere, ondokuzuncu yüzyıldaki demiryolu çılgınlığından 1929 çöküşüne, çürük tahvillerden, Japon balon ekonomisine ve Enformasyon Çağı'nın günümüzdeki borsa işlemcilerine kadar insan hayalleri ve ahmaklıklarına ilişkin çağlar boyunca süren ilginç bir öyküyü anlatıyor.
Cinsellik ve Sınıf Mücadelesi
Reimut Reiche
Gri Yayınları, çev. Sevinç Altınçekiç
'Cinsellik ve Sınıf Mücadelesi' 1968 yılında yayınlandığında çok kısa bir süre içinde tanındı, birçok dile çevrildi, birçok grup ve siyasi çalışma çevresinde okunup tartışıldı, ayrıca birçok lisede ileri görüşlü öğretmenlerce derste kullanıldı. Görünüşe göre ahlaksal bir ayrılış ve protesto havasına entelektüel bir ses verdi. Kısa bir süre sonra kitap ve içinde ifade edilen ruhsal tutum, 'köktenleşen' ve birdenbire kendilerine 'proleter öncü güç' diyen solcular tarafından da sert bir biçimde eleştirildi. Yeraltına inmek isteyen kadro-komünist, terörist gruplar, fabrikalara girmek isteyen gruplar, eğitim işlerine katılmak isteyen gruplar. Ve az çok 'doğru çizgi' tartışması, yani bütün diğerlerine karşı sınırları oluşturmayla meşgul olanlar. Birdenbire artık 'cinsellik' hakkında değil yalnızca 'sınıf mücadelesi' hakkında konuşuluyordu. ‘Cinsellik ve Sınıf Mücadelesi' artık her yandan eleştiriliyordu. Bir bölümü için yeterince anti-yetkeci değildi, diğerleri için fazlasıyla anti-yetkeciydi, başkaları için de yeterince Marksist değildi ve fazlasıyla 'Frankfurt Okulu' özelliği taşıyordu. Birdenbire 'kadının' ve 'proleter eğitimin' kitapta hiç bulunmadığı anlaşıldı. Bir kez daha iki ya da üç yıl sonra ‘Cinsellik ve Sınıf Mücadelesi', herkesin bildiği, ama kimsenin okumadığı bir klasik yapıt haline geldi. Şimdi de, 35 yılı kapsayan bir mesafeden ‘Cinsellik ve Sınıf Mücadelesi'nin kuramsal çekirdeği, düşünsel merkezi olarak düşündüğüm şeye gelmek istiyorum. Kapitalizmin erken ve tam kapitalizmden geç kapitalizme gelişiminde cinsel olanın işlevsel bir dönüşüme uğradığını gösterdim. Bu işlevsel dönüşümü de iki kullanışlı terime giydirdim: Cinselliğin, tam kapitalizmde bastırılmasından, geç kapitalizmde yönlendirici bütünleşmesine doğru dönüşümü.
Ermeni Kültürü Ve Modernleşme
Anahide Ter Minassian
Aras Yayınları, Çeviren: Sosi Dolanoğlu
Ermeni toplumsal, kültürel yaşantısıyla ve siyasi hareketleriyle ilgili yaptığı değerli çalışmalarıyla tanınan ünlü tarihçi Anahide Ter Minassian'ın, farklı zamanlarda yayımlanmış altı makalesini bir araya getiren "Ermeni Kültürü ve Modernleşme", Osmanlı Ermeni toplumunun modernleşme sürecinde yaşadığı mücadeleleri, direnişleri ve dönüşümleri; bunların kültürel, toplumsal ve entelektüel alana, günlük yaşama yansımalarını, iç ve dış siyasi gelişmeleri de göz önünde bulundurarak mercek altına alıyor. Anahide Ter Minassian, özellikle on dokuzuncu yüzyıl ile yirminci yüzyılın ilk çeyreği üzerinde odaklanan bu yazılarda, İzmir Ermenilerinin, köylerinden büyük şehre çalışmaya gelen göçmenlerin, Ermeni yeniyetmelerinin Anadolu topraklarında oynadığı oyunların, pehlivanların, cambazların, mizah gazetelerinin, siyasi reform çabalarının, Amira sınıfının, aile yaşantısının, kadınların, Ermeni dili üzerinden yaşanan siyasi çekişmelerin, Ermeni dil oğlanlarının izlerini sürüyor. Kent tarihi, etnografi, monografi, basın, sözlü tanıklıklar, arşiv belgeleri gibi çok çeşitli alanlara yayılan kaynaklardan beslenen bu çalışma, yalnız Ermenilerin değil, Osmanlı topraklarında yaşayan tüm halkların tarihsel deneyimlerine ve ele aldığı döneme önemli ölçüde ışık tutuyor.
Böyle Söyledi Zerdüşt
Friedrich Nietzsche
İthaki yayınları, Çeviren: Mustafa Tüzel
Böyle Söyledi Zerdüşt, Friedrich Nietzsche'nin Bütün Yapıtları, Colli Montinari Eleştirel Topu Basımının Türkçe edisyonunda, kitapları bölümünün 11. kitabı olarak yayımlandı. Böyle Söyledi Zerdüşt, Nietzsche'nin aforizmalardan oluşmayan az sayıdaki kitabından biri . Nietzsche olgunluk döneminin bu yapıtında, üstinsan ve bengi dönüş öğretilerini daha önceki yapıtlarına ve bizzat kendi yaşantısına göndermeler yaparak anlatıyor. Bu yüzden Zerdüşt'ü doğru alımlayabilmek için daha önceki yapıtlarını okumuş olmak ve Nietzsche'nin yaşam öyküsü hakkında bilgi sahibi olmak tavsiye edilir. İthaki yayınlarından çıkan kitap, Nietzsche uzmanı Giorgi Colli'nin bir değerlendirmesini; Giorgi Colli, Mazzino Montinari'nin eleştirel notlarını ve çevirmenin notlarını da içeriyor.
Modern Toplumsal Tahayyüller
Charles Taylor
Metis Yayınları, çev. Hamide Koyukan
Charles Taylor, modernliğin bugün artık "doğal" görülecek ölçüde hayatlarımıza sirayet etmiş veçhelerinin altını kazıyan, bunu yaparken modern bireyi kuşatan dünyayı anlamlandırma tarzlarını ve bu tarzların tarihini açığa çıkaran kitaplarıyla tanınmıştır. Burada, felsefedeki klasik idealizm-materyalizm tartışmalarının ötesine geçmeye çalışarak önemli bir kavram geliştiriyor: her insan topluluğunun toplumsal hayatı kolektif olarak inşa ederken başvurduğu ve bu "inşa" çabalarına yön ve anlam veren "toplumsal tahayyüller" kavramı. İşte bu kitabında Batı modernliğinin tarihini, toplumsal tahayyülündeki değişimler üzerinden anlatmaya çalışıyor. Taylor, birçok farklı modernlik deneyimi bulunduğu kabulünden hareket ederek bu deneyimin Batı'yla özdeşleştirilmesine ciddi bir eleştiri yöneltiyor. Eşit katılımcıların karşılıklı menfaatlerine dayalı bir ahlak düzeni fikriyle hayat bulmuş Batılı toplumsal tahayyülde üç kültürel biçim bulunduğunu söylüyor: ekonomi, kamusal alan ve halkın kendi kendini yönetmesi. Bu üç kültürel biçimin zihinlerde ve pratikte birbiriyle bağlantılı olarak nasıl geliştiğini anlatıyor, Batı'da olsun dünyanın başka bölgelerinde olsun, modernliğin ve onun can alıcı bir bileşeni olarak sekülarizmin çeşitli veçhelerini anlamaya ve hesaplaşmaya odaklanıyor. "Modernlik" tartışmasının miyadını doldurmuş bir "moda" olmadığını, konuşulması, anlaşılması ve derinleştirilmesi gereken çok şey bulunduğunu gösteriyor Charles Taylor: Bugün Türkiye'de, bu tartışmanın işaret ettiği problemlerin tam göbeğinde duruyoruz.
Hagakure: Saklı Yapraklar
Tsunetomo Yamamoto
Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, çev. H. Can Erkin
Tsunetomo Yamamoto (1659-1719): Ömrünün büyük bölümünü Kyuşu Adası'ndaki köklü savaşçı ailelerinden Nabeşima'lara hizmet ederek geçirdi. 30 yılı aşkın süreyle hizmet ettiği efendisinin ölümü ardından münzeviliği seçti. Onun anlatısına bağlı kalarak kaleme alınan Hagakure, Japon savaşçılarının yaşam ve yönetim felsefelerini, tarih bilincini, Konfüçyüs öğretisinin ve Zen Budizm'in toplum genelinde ne ölçüde nüfuz ettiğini anlamamıza ışık tutacak önemli bir eser.
Bliss (Mutluluk)
Zülfü Livaneli
St. Martin's Pres, çev. Çiğdem Aksoy Fromm
Meryem, a fifteen-year-old girl, lives in a rural village on the shores of Lake Van in Eastern Turkey. Her simple life changes dramatically after her uncle, a sheikh in a dervish order, rapes her. She is considered an outcast for shaming her family. When she is locked in a shed and left alone for days, she comes to the painful realization that her family expects her to hang herself with a length of rope left on the dirt floor. But she is defiant. As tradition still has it, a judgment must be made in the name of honor. She is told she is to be taken to Istanbul, a shining city she envisions being just over the nearest mountain. Many girls from her village have "gone to Istanbul," and she assumes it must be a wonderful place since not one has returned. In fact, those girls have been the victims of "honor-killings." Cemal, Meryem's cousin, a commando in the army, has been fighting in the mountains against the rebels. On his return home, he is welcomed as a hero though he has been severely traumatized by his war experiences. His father, who had violated Meryem, charges Cemal with the task of executing his cousin's punishment. As he and Mereym begin their journey, they proceed through the marketplace where the townspeople have gathered, some weeping and others mocking her. In Istanbul, a Harvard-educated professor named Irfan lives an elite existence. He has published many books, hosts a radio show, and seems to enjoy success and jet-set freedom. He revolts against the routine of his soulless life, deciding to leave his wealthy wife and Istanbul. He charters a boat to sail the Aegean . By coincidence, his path crosses with that of Meryem and Cemal. They embark on a journey together that fills their hearts with hope and sets them free. Already an international bestseller, this lyrical and moving tale juxtaposes the traditional and modern and draws attention to human rights violations against women in the Middle East.
Estetik Bilinçdışı
Jacques Ranciere
Aralık Yayınları, Çeviri: Kenan Sarıalioğlu
İstanbul, Ekim 2006, 1. Basım