Rus Edebiyatının Dünya Dillerine Çevirmenleri Uluslararası Merkezi’nin jürisi Rus edebiyatından en iyi çeviri eserler yarışmasının kazananlarını belirledi.
Bu yılki yarışmaya Avrupa, Asya ve Latin Amerika’dan onlarca ülke katıldı. Alman Çevirmenler Birliği, Hollanda Edebiyat Fonu, Türkiye Edebiyat Çevirmenleri Birliği (Çevbir), Çin Rus Edebiyatı Araştırmaları Derneği, Küba Yazar ve Sanatçılar Derneği Edebi Çeviri Bölümü, Katalonya Yazarlar Birliği gibi birçok kurum Merkezimizle dayanışma gösterdi.
Jürinin uzman ve üyeleri benzersiz değere ve niteliğe sahip çevirilerle karşılaştılar. Bu çerçevede jüri yurtdışında Rusya’nın edebi imgesinin şekillenmesi ve sunulan çevirilerin niteliği nedeniyle çevirmenlerin bir kısmına onur diploması verme kararı aldı.
Sel Yayıncılık tarafından yayımlanan "Perinin Sarkacı", "Genç Bir Don Juan'ın Maceraları" ve "Görgülü ve Bilgili bir Burjuva Kadınının Mektupları" adlı yapıtlar, uzman bilirkişinin bunların edebiyat eserleri olduğu ve müstehcen olarak mütalaa edilemeyecekleri yönündeki raporuna rağmen, ilgili mahkeme tarafından Başbakanlık Çocukları Muzır Neşriyattan Koruma Kurulu'na havale edilmiştir.
Çocuklara hitap etmediği apaçık olan, bu iddiayla yayımlanmayan ve okurlara "çocuk kitabı" vasfıyla ulaştırılması söz konusu bile olmayan bu eserlerin, çocuklar bahane edilerek kovuşturmaya tabi kılınması, kültürel ve sosyal hayatımıza müdahale etmek için her yolu mübah sayan yasakçı zihniyetin tezahürüdür.
Biz, ÇEVBİR üyeleri olarak,
Milyonlarca çocuğun sefalet ve yoksunlukla yüz yüze olduğu, temel sağlık hizmetlerinden mahrum bırakıldığı, devlet denetimindeki kurumlarda şiddete, işkenceye ve tacize maruz kaldığı, hatta hüküm verilerek cezaevine gönderildiği ülkemiz koşullarında,
Devletin, ifade özgürlüğünü kısıtlama yönündeki sistemli girişimlerine, "çocukları koruma" sorumluluğunu alet etmesini protesto ediyoruz, Edebi niteliklerine ilişkin kararı ancak okurların, eleştirmenlerin ve edebiyat tarihinin vereceği eserleri, "müstehcenlik" gibi edebiyat eleştirisinde yeri olmayan bir kriterle yargılamaya kalkışan zihniyeti protesto ediyoruz.
Haklarında soruşturma açılan, kitapları yayınlayan ve çeviren davalılar, İrfan Sancı ve meslektaşımız çevirmen İsmail Yerguz’un yanında olduğumuzu beyan ediyoruz.
Çevbir Üyesi Çevirmenlerden bir Ortak Çeviri daha:
DİLE KOLAY
ÖYKÜLER/MASALLAR
Dünyaca ünlü yirmi bir yazarı, okurlarla buluşturan Telling Tales, Dile Kolay Öyküler/Masallar adıyla Meslek Birliğimizin üyelerince Türkçeye çevrildi. Birinci baskısı, 28. İstanbul Kitap Fuarında 2009 Ekim sonunda ÇEVBİR standında okur karşısına çıktı ve çok kısa sürede ikinci baskısı yapıldı. Basında kitap hakkında çok olumlu haberler yayınlandı.
Kitap Çevirmenleri Meslek Birliği (ÇEVBİR) olarak, üyelerimizden gelen istek üzerine, Tekel işçilerinin mücadelesini desteklemek amacıyla, mesleğimize uygun olarak, direnişin uluslararası yansımalarını içeren küçük bir derleme hazırlayarak, Tekel işçilerine ve kamuoyuna sunmayı uygun bulduk.
Bu amaçla yaptığımız derleme, çeşitli ülkelerde bu mücadelenin değişik aşamalarını yansıtan haberler ve açıklamaların yanısıra, internet üzerinden Tekel işçilerine gönderilen bireysel ve kurumsal destek mesajlarını da içeriyor.
Buna ek olarak, aşağıda, Kitap Çevirmenleri olarak, Tekel işçilerinin haklı mücadelesini desteklediğimizi belirten bir açıklamayı da bulacaksınız.
Saygılarımızla Kitap Çevirmenleri Meslek Birliği (ÇEVBİR)
AÇIKLAMA
Biz Kitap Çevirmenleri olarak,
Emeğin hakkının teslim edildiği ve güvence altına alındığı, insanca, adil, barışçı ve özgür bir dünyada, çocuklarımız için daha güzel bir ülkede yaşamak istediğimiz için;
Emekçi haklarının, kâr güdüsünden başka kural tanımayan sermayenin ve sermaye destekçisi iktidarların merhametine ve lütfuna terk edilemeyeceğini bildiğimiz için;
Emekçilerin haklı taleplerinin karşılanmaması ve sorunlarının çözümsüz kalması halinde doğacak hak gasplarının beraberinde getireceği yoksunluk ve toplumsal yıkımlara seyirci kalmanın vicdani yükünü taşımayı reddettiğimiz için;
Adaletsizliklerle dolu bu dünyada hak arayışının meşruluğuna, emekçiler arası birlik, toplumsal dayanışma ve yardımlaşma ruhunun dönüştürücü gücüne inandığımız için;
Meşru haklarının gasp edilmesine, açık sömürüye, adaletsizliğe ve şiddete karşı zor koşullar altında direnen Tekel işçilerinin haklı ve onurlu mücadelesine destek verdiğimizi ve yanlarında olduğumuzu beyan ediyoruz.
Yayımlama Özgürlüğü Komisyonu İşlevini Yerine Getirebildi mi?
4-5 Aralık’ta Ankara’da 5. Ulusal Yayıncılık Kongresi düzenlendi. Sonuncusu 1998’de düzenlenen Kongre’de yayıncılığa ilişkin pek çok konu ele alındı. Bu konular şunlardı: “Bir sektör olarak yayıncılık”, “yayımlama özgürlüğü”, “telif hakları”, “yayıncılıkta devletin rolü”, “çocuk ve gençlik yayıncılığı”, “eğitim yayıncılığı”, “akademik yayıncılık”, “süreli yayınlar”, “kitapçılık, dağıtımcılık”, “kütüphaneler ve derleme sorunları”, “yayıncılığın dünyaya açılımı” ve “çeviri politikaları”. Sözü edilen konularla ilgili olarak oluşturulan komisyonlar raporlar hazırladı ve son gün genel kurulun onayına sunuldu. Ben çevirmen sıfatıyla Yayımlama Özgürlüğü Komisyonu’nda görev aldım.
Dil bizim için çok önemli çünkü biz çevirmeniz. Çevirmen olduğumuz için en iyi çevirilerin insanların kendi anadiline yaptıkları çeviriler olduğunu biliyoruz. Anadilimizin içinde o kadar rahat ve mutluyuz ki anadili konuşamamanın, kullanamamanın, onunla bir şeyler üretememenin ne büyük bir eksiklik olduğunu derinden hissediyoruz. Kaybolan diller için üzülüyoruz çünkü her dilde bambaşka durumları anlatan bambaşka kelimeler olduğunu, tercüme edilemeyen ifadeler olduğunu, dil olmayınca kültürün de en önemli taşıyıcısını kaybettiğini biliyoruz.
İnsan olmak bir dil sahibi olmak, bir dilin içinde yaşamak demek. Belli bir yaşa kadar dil öğretilmeyen çocukların beyinlerinin gelişmediğini ve daha sonra ne kadar uğraşılırsa uğraşılsın dil öğrenemediklerini biliyoruz. Bazı kelimeleri söylerken ya da duyduğumuzda, bir şiire ya da şarkıya kulak kabarttığımızda, çok sevdiğimiz bir yazarı okuduğumuzda, aileden biri başka kimselerin kullanmadığı bir kelime söylediğinde duyduğumuz hazzı biliyoruz.
ÇEVİRMEN: Ey sevgili editörüm, neden böyle yapıyorsun? Neden kendini geliştirmiyorsun? Seninle uğraşmaktan biz çevirmenler de kalem tadıyla çeviri yapma fırsatı bulamıyoruz. Halk da senin 'halk bunu anlamaz' takıntın yüzünden fazla ileri gitmiyor. Her çeviriyi belirli bir 'vasat'a redükte etme çabanın sonuncunda, okurlar da pek kendilerini geliştiremiyorlar, dönüp dönüp hep bildiklerini okuyorlar. Bütün o yazarlar, felsefeciler, Goetheler, Kantlar, Hegeller, Nietzscheler, Marxlar halk için mi yazdı? İşçi sınıfı ezberden Latince mi biliyordu da, Marx 'De te fabula narratur!' diyesiydi? Yoksa bütün Almanlar Gymnasium mezunu muydu o tarihte?
(Tamamı Varlık dergisi Kasım 2009 sayısında yayımlanmıştır.)
Çevirmenlik riskli iştir. Çevirmen bir çeviriyi bitirdikten sonra en azından bir kez daha okur, daha sonra bu çeviri yayınevinde redaksiyondan geçer, editör tarafından okunur ve bir son okumaya tabi tutulur. Gelgelelim, tüm yukarıdaki süreçlerden ve süzgeçlerden geçen kitapta herhangi bir yanlışlığın kalmamış olması beklenirse de, yayımlandıktan sonra birileri kitabı okur ve bazı hatalar bulur, illaki de bulur.
Bunları neden mi anlatıyorum? Çünkü başımdan geçenlerde böyle, ama çok daha tatsız bir olay geçti. Bir arkadaşımla Kadıköy’deki bir kitapevinde kitaplara bakıyorduk, arkadaşım oradaki kitaplardan birini gösterdi ve “bak bu bizim son yayımladığımız kitap, içinde senden söz ediliyor” dedi. Bu da beni derhal tedirgin etti, çünkü bu bir çevirmenin hiçbir zaman görmek istemeyeceği bir durumdur, zira herhangi bir yerde bir çevirmenden söz ediliyorsa, anlayın ki eleştiriliyordur, bir çevirmenin yazı yoluyla methedilmesi 30 yılda bir filan olur, ben de bu hakkımı maalesef(!) evvelce kullanmıştım. Neyse, lafı uzatmayalım, aldım kitabı elime, bakalım gene nerede ne hatamızı bulmuşlar diye açtım.